SEMAHAT ARSEL - KOÇ HOLDİNG YÖNETİM KURULU ÜYESİ VE VEHBİ KOÇ VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI
Vehbi Koç Vakfı, 55 Yıldır Toplumsal Aydınlanmanın Sürekliliği İçin Çalışıyor
Vehbi Koç Vakfı, taşıdığı adın gerekliliklerini 55 yıldır büyük bir titizlikle ve profesyonellikle yerine getiriyor. Eğitimin iyileştirici ve geliştirici etkisini bütün bir topluma yansıtmak için mücadele veren vakfın liderliğini yapan Semahat Arsel ile geride kalan yarım asrı ve bundan sonrasını konuştuk. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri, Vehbi Koç’un miras bıraktığı değerleri ve toplumsal ihtiyaçlar üzerine inşa edilen vakfın ulaştığı konumdan duyduğu memnuniyeti dile getiren Arsel, “Bizim için en değerlisi sağlanan katkının sürekliliğiydi. Yöneticilerimiz fevkalade kıymetli. Herkes büyük gayretle görevine devam ediyor. Bundan sonra da aynı bilinçle yola devam edileceğine inanıyorum” değerlendirmesinde bulunuyor.
Semahat Arsel ismi, Cumhuriyet aydınlanmasının hedeflediği o güçlü kadın profiliyle doğrudan örtüşüyor. Yaşamınız boyunca ortaya koyduklarınızla ülkemiz için çok yönlü değer sağladınız. Bugün geriye baktığımızda en çok gurur duyduğunuz, sizi en mutlu kılan işiniz hangisiydi?
Biz, ailemizden aldığımız disiplin ve değerler çerçevesinde yetiştik. Bu değerleri yaşamımız boyunca her işimize yansıtmaya özen ve gayret gösterdik. Ülkemizin, gençlerimizin ihtiyaç duyduğu konularda muvaffak olmak için sabırla bir irade ortaya koymaya çalıştık. Tabii kişisel olarak çizmeye çalıştığınız yol kadar hayatın getirdikleri de o yolun rotasına etki ediyor. Kişisel olarak dönüm noktalarımdan birini 1949 senesinde, kolejden mezun olduğum dönemde yaşadım.
Üniversite imtihanlarına girmek üzere hazırlanırken o yaz hastalandım. Dayanılmaz sancılar çekmeye başladım. Önce Ankara’da çare aradık ancak günün koşullarında tıbbi olanaklar yeterli gelmedi. Teşhisi yurt dışında bir doktor “kist hidatik” olarak koydu. Acilen ameliyat olmam gerekirmiş ama Türkiye’de mümkün değil diye karar verildi. Bir araştırma sürecinin ardından Londra’ya gittim ve oradaki hastanede bir ay kaldım. Hiç unutmuyorum, o zaman zarfında hastanede görev yapan hemşirelerin gösterdikleri ilgi, mesleklerini yaparken ortaya koydukları titizlik beni ziyadesiyle etkiledi.
Doktorlar, hemşireler hepsi işlerine son derece hâkimlerdi. Doktor, hemşire Türkiye’de de var ama buradaki kadar işini beceremiyor, bilmiyor, eğitilmemiş. İşte o zaman bir düşünce belirdi. Aileme hemşirelik mesleğiyle ilgilenmek istediğimi söyledim. Vehbi Bey, niyetimin ciddi olduğunu görünce işin bir program dâhilinde gitmesi gerektiğini önerdi.
“SANERC, hemşirelik mesleğinin önemi için büyük bir farkındalık sağladı”
Hemen Vehbi Koç Vakfı’nda bir program ayarladık. Türkiye’de konuyla ilgisi olan herkesi bir araya getirdik, görüşlerini aldık. İlk önce eğitim malzemesini tamamlamak için harekete geçtik. Gerekli olan kitapları Amerika’dan getirttik. Türkiye’deki hemşire eğitimcilerinin de yazmak istedikleri kitapları finanse ettik. O şekilde okullara birinci görevimizi yapmış olduk. Bu çabalar devamında Koç Üniversitesi çatısı altında benim adımla SANERC- Hemşirelik Eğitim, Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin kurulmasını sağladı. Türkiye’nin büyük illerindeki hemşire okullarına ulaştık. Şu anda da Koç Üniversitesi’nde faaliyetlerine son derece başarılı şekilde devam ediyor. Hayatım boyunca birçok çalışmanın içerisinde yer aldım. Ancak hemşirelik mesleğine duyduğum ilginin ve bunun neticesinde ortaya konulanların benim tarafımdaki yeri çok özeldir.
Vehbi Koç Vakfı, Cumhuriyet’in ilk yüzyılında eğitimden, sosyal kalkınmaya, sağlıktan sanata ve toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar sayısız projeyi ülkemize kazandırdı. İkinci yüzyılda başta eğitim olmak üzere Vakfın vizyonunu oluşturan temel unsurları anlatır mısınız?
Vakıfçılık kavramı sonradan öğrendiğim kadarıyla bizim aile geleneklerimizde var.
Babamın babası da İbadullah Vakfı diye bir vakfın kurucu üyelerindenmiş. Vehbi Bey, böyle bir ortamı gözlemlemiş, yaşadığı ve gördüğü olaylardan dersler çıkarmış. Sonradan iş yaşamında başarı kazandıkça, olanakları geliştikçe çevresindeki insanlar da artmış. Kendi anlattığına göre biraz para kazanmaya başlayınca talepler de çoğalmış. Örneğin Ankara’da doğru dürüst okul yokmuş. Bir taraftan da okul yaptır diye talep gelirmiş. “Kendi kendime düşündüm” derdi, “İnsan evinde okuyamaz, bir şey öğrenemez öğretmen olmadan. O nedenle ben okul yaptırmayı, eğitime daha fazla yardım etmeyi gönlüme ve kafama koydum” derdi. Vehbi Koç Vakfı’nın çıkış fikri eğitim odaklı gelişiyor. 1945 yılındaki bir Amerika seyahatinde oradaki vakıflar Vehbi Bey’in dikkatini çekiyor. Vakıfların ne kadar köklü ve işlevsel olduğunu anlıyor. Türkiye’ye dönünce vakıf kurmayı kafasına koyuyor. Yani Vehbi Koç Vakfı’nın kurulmasının ardında, 1969 yılına gelinceye dek yavaş yavaş şekillenen, dünyadaki iyi uygulamaları analiz eden ama en önemlisi de gerçek ihtiyaçları temel alan bir anlayış var.
Eğitim, her alanda kalkınmanın merkezinde yer alıyor.
O günden bugüne 55 yıldır önceliğimizi her daim eğitim oluşturdu. Bundan sonra da aynı çizginin devam edeceğini öngörüyorum. Tabii dünyadaki değişimi, gereklilikleri görmek ve vakıfçılığın bunlardan nasıl etkileneceğini iyi analiz etmek gerekiyor.
Vakfın kurulduğu gün Vehbi Koç’un yaptığı “Vedia” adı verilen bir konuşması var. Bu başlı başına Vehbi Koç’un Vakfı gelecek nesillere emanet ettiğinin bir simgesidir aynı zamanda.
Elimizden geldiği kadar devam ettirmeye çalışıyoruz, inşallah bizden sonraki nesiller de bu gayreti sürdürecektir. Şu an çok güzel, çok değerli ve profesyonel bir ekibimiz var. Tabii ailenin de kalpten katkısı ve devamlılığı var. Böylece Vakfın vizyonu da tazelenerek ve güçlenerek geleceğe aktarılmış olacak.
Vakıf sizin de ifade ettiğiniz üzere son derece kurumsal bir organizasyona dönüşmüş durumda. Bu noktada devamlılığın sağlanması adına nasıl bir perspektif ortaya koyuluyor?
Vehbi Koç Vakfı’nın Yap-Devret-Sahip Çık ilkesiyle hayata geçirdiği okulların sayısı 21’e ulaşmış durumda. Bu okullar her ne kadar Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiş olsa da okulların fiziki ihtiyaçlarının tedariki için kaynak ayırmaya devam ediyoruz. Aynı zamanda Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde talebe lojmanlarımız var. İki sene evvel onu yaptırdık tekrar. Yani devamlı olarak yaptığın, verdiğin şeylerin tamir ve tadili gerekiyor. Onları kontrol altında tutmak lazım. Vakıfçılığın bir görevi de yaptığın işin takibidir. Hayırseverlik anlık bir iş değildir, ona asıl değerini kazandıran şey devamlılığı sağlamaktır. İşte bu nedenle Vakıf olarak imza attığımız her işin devamlılığını sağlamak üzere gereken mekanizmaları hayata geçiriyoruz. Aksi halde 55 yıllık bir başarı geleneği elde etmek mümkün olmazdı diye düşünüyorum.
Son olarak sormak gerekirse, Vehbi Koç Vakfı’nın kuruluşunun 55. yılı münasebetiyle hissettiklerinizi paylaşır mısınız?
55 yıllık zaman diliminde başta eğitim olmak üzere, sağlık, kültür, toplumsal dayanışma gibi alanlarda çok yoğun bir mesaimiz oldu. Eğitimin belirli bir seviyeye taşınması ve fırsat eşitliğinin sağlanması için üstlendiğimiz misyona sonuna kadar layık olmaya çalıştık. Böyle çetin bir mücadele içerisinde geriye baktığımda görevlerimi yapmış olmanın mutluluğunu taşıyorum. Vehbi Koç Vakfı açısından da devamlılığı sağlayabilmiş olmamız büyük bir değer ifade ediyor. Elbette bunu sağlayabilmek sadece bir kişinin, bir grubun gayretiyle olmuyor. Vakfı mali olarak bütün Koç Grubu destekliyor. Yöneticilerimiz fevkalade kıymetli. Herkes büyük gayretle görevine devam ediyor. Biz de elimizden gelen desteği vermeye çalışıyoruz. Topluma sağlanan katkının devamlılığının bundan sonra da Vakfın en önemli vazifesi olduğunu düşünüyorum.

