Röportajlar

about us

PROF. DR. SELVA DEMİRALP - KOÇ ÜNİVERSİTESİ EKONOMİ BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ

Ekonomi Politikalarında Hata Yapma Lüksümüz Yok

Tunalar

Hızla yükselen enflasyonun en belirgin yan etkilerinden birinin de gelir dağılımını bozması olduğunu söyleyen Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, “Bir ülkede insanlar mutsuzsa üretkenlik ve üretim kalitesi de düşüyor. Toplumsal hoşnutsuzluklar, kötümserlikler artıyor. Bu da ülkemizin kültürünü, yarınlarımızı şekillendiriyor. Bundan dolayı refah artışını sağlayacak, sürdürülebilir büyümenin kapılarını açacak politikalara odaklanmamız gerekiyor” diyor.

Öncelikle kendinizden ve uzmanlık alanlarınızdan bahseder misiniz?

1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümünden mezun olduktan sonra California Üniversitesi Davis’te yine iktisat alanında Master ve doktora yaptım. Ardından ABD Merkez Bankası Federal Reserve’in Washington DC’deki ana merkezinde beş yıl ekonomist olarak çalıştım. Uzmanlık alanım para politikası ve merkez bankacılığı olarak özetlenebilir. Son dönemde enflasyon beklentilerinin dinamikleriyle ilgileniyorum.

Son dönemde Türkiye’de uygulanan ekonomi politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ekonomide istikrarı ne zaman yakalayabiliriz?

Mayıs 2023 genel seçimleri öncesi ve sonrası olarak ikiye ayırırsak seçim öncesi dönemde uygulanan hatalı politikaların yarattığı hasarı seçim sonrası dönemde gidermeye çalışıyoruz. İki dönemde uygulanan politikalar birbirine taban tabana zıt. Ancak önceki dönemin hasarını giderip üzerine doğru politikalar inşa etmenin sanıldığı kadar kolay olmadığını seçimlerden sonra geçen bir senenin sonunda kat edilen ilerlemeden görebiliriz. Kapsamlı bir istikrar programı olmasa da en azından genel seçimler öncesinde uygulanan ve ekonomiyi adım adım krize sürükleyen politikalardan U dönüşü yapılmış olması önemli. Bu açıdan, doğru politikalar uygulanıyor ama dozu ve kapsamı yetersiz kalıyor. Merkez Bankası yeni yeni rezervlerini artırabilecek bir noktaya gelebildi. Politika faizi 40 puan üzerinde artırıldığı halde enflasyon beklentileri oldukça yüksek. Zira bir kere finansal piyasalar ve kamuoyu önünde kredibilite kaybı yaşandıktan sonra tekrar o güveni kazanabilmek kolay ve bedelsiz değil. Halen uygulanan politikaların sürdürülebilirliğine ve dozuna dair soru işaretleri var.

Eğer TCMB’nin enflasyon raporunda öngördüğü hedeflere ulaşmak istiyorsak, o hedeflerin altında yatan düşük büyüme hedeflerine razı olacak bir irade göstermemiz lazım. Ben bunun gerçekleştirilebildiğinden emin olamıyorum. Zira yılın ikinci enflasyon raporunda bir çeyrek önceki rapora göre 2024 sonu enflasyon tahmini yukarı yönlü revize edilirken ima edilen yıllık büyüme tahmini de hesaplamalarımıza göre yaklaşık 0.7 puan yükselerek 2.1 oldu. Bu tür yukarı yönlü revizyonlar devam etmezse fiyat istikrarını önümüzdeki 2-3 senelik süreçte sağlayabiliriz. Ancak dediğim gibi önce bunun bedelini ödemeye hazır olmamız lazım.

Türkiye Hane Halkı Enflasyon Beklenti Anketi (TEBA) sonuçlarını bizimle de paylaşır mısınız? 2025’e dair öngörüde bulunmak mümkün mü?

TEBA ile bir ilke adım attık. Koç Üniversitesi’nden çalışma arkadaşlarım ve Konda iş birliği ile her ay hane halkının enflasyon beklentilerini ölçüp kamuoyu ile paylaşıyor olacağız. Şu anda elimizde Nisan ve Mayıs aylarına ait veri var. Bu veriler ışığında hane halkının yılsonu enflasyon beklentilerinin TCMB’nin hedefi olan yüzde 38’den ciddi şekilde ayrıştığını söyleyebilirim. Yine de uygulanan politikalara genel bir inanış var. Şöyle ki Mayıs 2024 itibarıyla yıllık enflasyon beklentisi yüzde 113 iken yılsonunda bu rakamın yüzde 92’ye düşmesi bekleniyor. Alt kırılımlara baktığımızda ise gelir seviyesi daha düşük, geçinme zorluğu yaşayan bireylerin enflasyon beklentilerinin daha yüksek olduğunu görüyoruz. Bu bulgular literatürle de tutarlı. Zira düşük gelir grupları gelirlerinin önemli bir kısmını günlük yaşam masraflarını karşılayabilmek için harcıyorlar. Dolayısıyla enflasyon kaynaklı hayat pahalılığını onlar daha derinden hissediyor. 2025’e dair henüz bir soru sormadık ancak yılın ikinci yarısından itibaren 12 ay sonrası enflasyon beklentilerini de sormaya başlayacağız.

Tunalar

Savaşlar, pandemi gibi olaylar, çatışmalar tüm dünyada etkilerini gösterdi elbette. Peki, Türkiye dışarıdan nasıl görünüyor? Yatırımcıların ülkeye bakış açısı nasıl?

Yabancı yatırımcılar genel seçimlerden sonraki dönemde hızla yerel seçimlere odaklandılar. Seçim öncesi dönemde uygulanan hatalı politikalardan bizim gibi onların da canı yandı. O yüzden seçim sonrası yaşanan düzetmeleri temkinli bir iyimserlik ile takip ettiler. Anahtar pozisyonlardaki devlet görevlilerinin görev sürelerinin ne kadar uzun soluklu olacağına dair bir güvence olmadığı için “rasyonaliteye dönüş” adımının ikinci bir U dönüşü ile sonlanmayacağından emin olmak istediler. Yerel seçimlerden sonra ise ekonomi yönetiminin görevden alınmayacağına dair inancın kuvvetlenmesi ile birlikte sıcak para dediğimiz kısa vadeli sermayenin Türkiye’ye girmekte olduğunu görüyoruz. Henüz uzun vadeli ve üretim odaklı sermaye girişleri başlamadı. Uygulanan politikaların devamı geldiği sürece, hukuk sisteminde sık mevzuat değişikliklerinin önüne geçen, şeffaf ve hızlı işleyen bir düzen kurulabildiği sürece doğrudan yatırımların da gelmesi için uygun ortam oluşacaktır.

Ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıntılar geçinememek olarak karşılık buluyor. Oysaki vatandaş gelir eşitsizliği sebebiyle aynı oranda ekonomik sıkıntıyı hissetmiyor. Ekonomi; yetişmiş insan gücünü, sağlık hizmetini, bilimi, sanatı, eğitimi her şeyi etkiliyor. Bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Hızla yükselen enflasyonun en belirgin yan etkilerinden bir tanesi gelir dağılımını bozması. Çünkü enflasyonist bir ortamda ücret zamları tipik olarak enflasyonu geriden takip ederken serbest meslek sahipleri artan maliyetlerini fiyatlara daha rahat yansıtabiliyorlar. Bu durum nüfusun önemli bir kesiminin alım gücünde düşüş olarak kendini gösteriyor. Son dönemde yaşadığımız beyin göçünün önemli bir sebebi eğitimli nüfusun geleceğini, hayat standartlarını güvenceye alabilmek içgüdüsü ile yurt dışında daha cazip maaşlı iş tekliflerini kabul etmelerinden kaynaklanıyor. Yurtta kalanlar yaşama sevincini kaybediyor. İşinden bezmiş, hayatından hoşnut olmayan, bu sebeple kendini işine vermeyen insanlar ülke genelinde üretkenliği ve üretim kalitesini aşağı çekiyor. Toplumsal hoşnutsuzluklar, kötümserlikler artıyor. İşte tam da bu sebepten ekonomi ülkenin belkemiğini oluşturuyor. O ülkenin kültürünü, yarınlarını şekillendiriyor. Bundan dolayı refah artışını sağlayacak bize sürdürülebilir büyümenin kapılarını açacak politikalara odaklanmak kritik önemde. Hata yapma lüksümüz yok. Çünkü bazı hataların telafisi mümkün olmuyor.

Ethos olarak da çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Ethos, Cem Çakmaklı ve Sevcan Yeşiltaş ile kurduğumuz bir danışmanlık şirketi. Özel sektör ve akademi arasında Türkiye’de önemli bir boşluk olduğunu bir süredir hissediyorduk. Ethos ile akademide edindiğimiz birikimi özel sektörden gelen projelere daha rahat aktarabileceğimiz bir zemin oluşturduk. Elbette hepimiz akademisyeniz ve zamanımızın aslan payını akademik araştırmalara ayırıyoruz. Öte yandan özellikle kendi ilgi ve uzmanlık alanlarımızla örtüşen konularda reel sektörün problemleri ile doğrudan haşır neşir olmak bize ayrı bir bakış açısı katıyor.

En son haberlerimizi almak için kaydolun

“İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz ve kullanıcı deneyimini geliştirebilmek için internet sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Tarayıcınızdan çerez ayarlarını değiştirmediğiniz sürece, “katılıyorum”’a tıklamanız gerekmekte veya internet sitemizi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımını kabul etmiş olmaktasınız. Çerezler hakkında detaylı bilgi almak için İnternet Sitesi Çerez Politikası’nı incelemenizi rica ederiz.” Daha Fazla Bilgi

Tamam