Röportajlar

about us

PROF. DR. SADİ UZUNOĞLU

Kayıt Dışı Gerçeği Varken Ülkenin Yüzde 80’i Cezalandırılmamalı

Ekonomi yönetiminin aldığı kararlar üzerinden gelinen noktanın tartışma konusu olduğu bir ortamda akademi dünyasının katkısı kritik önem taşıyor. Bu çabayı ortaya koyan isimlerden biri olan Trakya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu, akademik çalışmaları, yayınları ve değerlendirmeleriyle yaşananları daha anlaşılır kılıyor. Ekonomik gündem bu kadar sıcakken en merak edilen soruları yönelttiğimiz Uzunoğlu, kronikleşen sorunlar ortadan kaldırılmadan yalnızca para politikalarıyla iyileşmenin mümkün olamayacağına dikkat çekiyor.

Küresel enflasyon trendleri ve Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Türkiye’nin enflasyonla mücadele stratejileri yeterli mi, yoksa ek adımlar atılması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Covid-19 salgını sürecinde tedarik zincirlerinde ortaya çıkan aksaklıklar, 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı nedeniyle enerji ve gıda fiyatlarında yaşanan yükselişler yüksek taleple birleşince dünya ekonomisi enflasyon şoku ile karşı karşıya kalmıştı. Ancak başta gelişmiş ülkelerin Merkez Bankalarının faizleri yükseltip sıkılaşma adımlarıyla enflasyonla mücadele çabaları sonuç vermeye başladı. ABD’de enflasyon %3.3’e, Avrupa Birliği’nde %2.5’e, Japonya’da %2.8’e, İngiltere’de ise %2’ye çekildi. En önemli ticaret partnerimiz olan Avrupa Birliği ülkelerinde geçen yılın Kasım’ından bu yana üretici maliyetleri düşmeye devam ediyor. Ancak tam olarak risk ortadan kalkmış gibi görünmüyor. Kızıldeniz’deki taşımacılığın nakliye gemilerine yapılan saldırılar sonucu önemli ölçüde gerilemiş olması mal teslimatlarını geciktirirken, ulaşım maliyetlerinin de artmasına neden oluyor. Rusya-Ukrayna savaşının devam edeceğine ilişkin endişeler artıyor. Ortadoğu ve Asya-Pasifik’te yaşanan savaş ve gerginlikler küresel barışı önemli ölçüde zorlarken jeo-politik riskleri de artırıyor. Bu nedenle dünyada emtia maliyetleri katılığını devam ettiriyor. Örneğin, altı metaldeki fiyat değişimini temsil eden London Metal Exchange Indeks (LME) son bir ayda %4.83 oranında gerilese de son bir yılda %12.45 oranında artış gösterdi. Diğer emtia endekslerinde de durum çok farklı değil.

Hiç kuşkusuz Türkiye sıraladığımız süreçlerden olumlu ve olumsuz yönde etkilendi, etkilenmeye de devam ediyor. Örneğin, salgın döneminde Türkiye tedarik zincirlerindeki aksamadan büyük ölçüde yararlanarak Avrupa pazarına ciddi oranda ihracat gerçekleştirdi. Diğer taraftan Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye mal taşımacılığında önemli bir üs haline geldi. Hiç kuşkusuz çip gibi üretimde önemli yeri bulunan ürünlere ulaşma konusunda herkes gibi Türkiye de etkilendi. Ancak unutulmaması gereken nokta Türkiye’nin enflasyon sorununun küresel gelişmelerden farklı olarak 2017’den itibaren başladığı gerçeğini unutmamak gerekiyor. Kısaca bizim enflasyon dinamiklerimiz diğerlerinden oldukça farklı. Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere birçok ülke enflasyon sorununu büyük ölçüde geride bırakırken Türkiye hala yüksek enflasyon platosunda bulunuyor. Dolayısıyla enflasyonla mücadelenin diğer ülkelerden farklı ele alınması gerektiği açık…

Ekonomik istikrarın tesis edilmesi adına atılan adımlar, özellikle düşük ve orta gelirli kesim üzerinde yoğun bir baskı oluşturuyor. Bu noktada toplum kesimlerinin üzerindeki vergi yükünü dengelerken istikrarı sağlamanın en geçerli yolu nedir?

Öncelikle enflasyonun kendisinin bir kaynak aktarım mekanizması olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Enflasyon fiyat belirleyemeyenlerin cebinden fiyat belirleyenlerin cebine kaynak aktarımı demektir. Geniş kesimler bu nedenle satın alma güçlerini büyük ölçüde yitirmiş ancak temel ihtiyaçlarını karşılamakla meşguller. Dolayısıyla ülkenin yaklaşık %80’ini oluşturan geniş kesimleri daha da zorlayacak adımlardan kaçınmamız gerekiyor. Toplumsal barış için de bu gerekli.

Yüksek enflasyon platosunda fiyatlama davranışlarının büyük ölçüde bozulduğu, iş yapma ahlakının neredeyse kalmadığı gerçeğini görmemiz gerekiyor. Tekelleşen piyasa yapıları, yetersiz üretim, yüksek maliyet de bunlara eklendiğinde altından kalkılamaz bir sorunla karşı karşıya kaldığımız görülecek.

Dolaylı vergileri artırmak gelir dağılımını daha da bozacaktır. Özellikle kayıt dışında gerçekleşen üretim ve alışverişin vergilenememesi ciddi bir sorun. Aynı kişi ve kurumlardan vergi almaya devam ediyoruz. Oysa kayıt dışı ekonominin kayda alınması, verimsiz teşvik ve vergi afları ile vergi vereni mağdur eden girişimler ve birçok kurumun vergi vermediği gerçeği ile birleşince kamunun dolaylı vergilerde çözüm araması geniş kesimleri olumsuz yönde etkiliyor. Tabii ki burada kamudaki verimsiz harcamaların da önlenmesi gerekiyor. Sonuçta vergi bu harcamaları karşılamak için toplanıyor…

Merkez Bankası’nın faiz politikalarının mevcut ekonomik durumu üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Faiz politikasının enflasyon ve döviz kuru üzerindeki etkileri hakkında görüşleriniz nelerdir?

Öncelikle enflasyonun en önemli belirleyicilerinden birinin döviz kuru olduğunu biliyoruz. İthalata bağımlı üretim yapısı nedeniyle kur artışı ithal maliyetleri aracılığıyla enflasyona yansıyor. Dolayısıyla enflasyonla mücadelede döviz kuru istikrarı önemli. Döviz kurunda istikrar ve tüketimden vazgeçme bedeli olarak faiz silahını kullanmak gerektiği açık. Maalesef Türkiye çift paralı bir ülke. Dövizin cazibesini azaltmak için faizin kullanılması önemli. Ancak konu bu kadar basit değil…

Tunalar

Öncelikle Türk lirasının uzun yıllar değerli tutulmasının ithalata bağlı üretim yapısını daha da artırdığını görmemiz gerek. 2017’de KGF destekli krediler ile başlayan enflasyonist süreçte yapılan hatalar ve güven bozucu girişim ve politikalar döviz kurunda istikrarsızlığa neden oldu. Örneğin 2021 Eylül’den itibaren yüksek enflasyon yaşarken faizi düşürme çabaları döviz kurunda patlamaya yol açtı ve enflasyon daha yüksek bir platoya taşındı. 2022’den 2024 Haziran’a kadar TÜFE yüzde 238, ÜFE ise yüzde 241 artarken; aynı dönemde ABD doları yüzde 146, Euro ise yüzde 133 oranında artış gösterdi. Kısaca TL değerlenme sürecine girdi. Buna karşın enflasyon yüksek seyretmeye devam ediyor. Bu durumda enflasyonun nedenini fazla talebe bağlayan Merkez Bankasının faiz silahı, kredi daralması dâhil tüm sıkılaşma adımlarını 2022 Temmuz’undan itibaren devam ettirdiğini biliyoruz. Sıkılaşma adımlarının atılmaya başlayalı tam 2 yıl oldu ama enflasyonda yüksek oran devam ediyor. Tamam, biraz gerileyecek ama en az bir yıl daha yüzde 30’un üzerinde enflasyon görmeye devam edeceğiz. Sonra ne olacağı da açık değil. Çünkü ortada toplumsal uzlaşmaya dayalı bütünlüklü bir program yok. Diğer taraftan üretim yetersizliği, arz kanallarındaki aksaklıklar, yüksek üretim maliyetleri, keyfi fiyatlamalar Merkez Bankası tarafından dile bile getirilmiyor. Bugün Türkiye’de faaliyet gösteren bir firma, Balkanlar ve Avrupa’daki veya diğer ülkelerdeki rakiplerinden daha yüksek maliyetlerle kamyon, ticari araç ve otomobil almak zorunda kalıyor. Yani firmalar daha işin başında yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalıyor. Üretim ve dağıtım süreçlerini incelendiğinde rakiplerimizden daha yüksek maliyetlerle çalışmak zorunda olduğumuz ortaya çıkacak. Türkiye’de enflasyonun temel nedenleri bunlardır. Bu sorunlar çözülmeden sadece para politikası ile sorunları çözemeyiz. Bu işin toplumsal uzlaşma ayağı olması gerek. Bakın elektrik ücretleri yüzde 38 oranında artırıldı. Bu daha enflasyon rakamlarına yansımadı. Bu durumu asgari ücretle çalışana nasıl anlatacağız? Dolayısıyla enflasyonla mücadelenin bir ayağı da toplumsal uzlaşmadır. Verimlik ve yapısal reformlardır. Maliye politikalarıdır.

Maliyetlerin attığı, gelirlerin ise yetersiz kaldığı bir ortamda tasarruf yapabilmek, kısıtlı kaynakları tasarrufa yönlendirmek mümkün mü? Günümüz koşullarında bunun en akılcı yolu nedir?

Maalesef yaşam maliyetleri olağanüstü düzeyde arttı. Geniş kesimlerin satın alma gücü büyük ölçüde yıprandı. Bu koşullarda en azından yüzde 80’lik kesimden tasarruf beklemek çok adil olmayacaktır. Orta kesimin hızla eridiği gerçeği ışığında tasarrufu ancak yüksek gelir grubunda yer alan yüzde 20’lik kesim yapacaktır. Uygulanan politikalar geniş kesimlerin satın alma gücünü tahrip ediyor. Enflasyonun nedenlerini üretim ve arz kanallarındaki aksaklıklarda arasak bu kesimi daha ezmekten vazgeçeriz…

Yakın coğrafyalardaki savaş ortamı ve siyasi istikrarsızlıklara ek olarak artan enerji fiyatlarının Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini yorumlar mısınız?

Dünyada başta da belirttiğim gibi jeo-politik riskler oldukça yüksek dolayısıyla 80 dolarların altına düşmeyen petrol fiyatları ile karşı karşıyayız. Diğer taraftan bu yıl ülkelerin yüzde 80’inde seçimler var. Bu da ciddi risk. Uluslararası yatırımcılar, seçimlerde ortaya çıkacak sonuçların hukuk başta olmak üzere ülkelerde iş yapma biçimlerinin değişeceğinden endişe ediyor. Göçler, iklim değişikliği ve sıfır karbon adımları da önümüzdeki dönem özellikle ülkemizi olumsuz yönde etkileyecek. Karbon vergisi ve cezaları fiyatlar üzerinde etkili olacak. Önlemlerimizi bu değişen koşullara göre genişletmeliyiz…

Türkiye’deki işsizlik oranları ve özellikle genç işsizliği konusunda Hükümetin ve özel sektörün atması gereken adımlar nelerdir? İş gücü piyasasının dinamikleri nasıl değişmeli?

Bilindiği gibi Türkiye’nin en önemli sorunu işgücüne katılım oranının (yüzde 52 civarında) diğer ülkelere kıyasla oldukça düşük düzeyde seyretmesi. Biz işsizlik oranının bu düşük işgücü katılımı üzerinden hesaplıyoruz. Maalesef 15-25 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yüzde 23’ü ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Bir tarafta korkunç bir işsizlik varken diğer tarafta çalıştırmak için işgücü bulmak da zorlaşıyor. Bu çelişkinin nedeni Türkiye’nin mesleki eğitimden uzaklaşmış eğitim sistemi. Türkiye’de bilimsel temellere, sorgulamaya ve üretime dayalı eğitim reformuna gereksinimimiz var. Gençler gelecekle ilgili kaygılar, liyakatten uzak kamu istihdamı gibi nedenlerle yurtdışına gitmek istiyor. Türkiye ciddi bir beyin göçü yaşıyor. Bu sadece gençlerde değil her yaşta yetişmiş insan gücünde de karşımıza çıkıyor. Bu nedenle öncelikle bu gerçekleri kabul edecek ve değiştirmek için mücadele edecek iradenin bulunması gerekiyor. Bunlar olmadan inovasyon, teknoloji geliştirme ve katma değerli üretim mümkün değil…

En son haberlerimizi almak için kaydolun

“İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz ve kullanıcı deneyimini geliştirebilmek için internet sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Tarayıcınızdan çerez ayarlarını değiştirmediğiniz sürece, “katılıyorum”’a tıklamanız gerekmekte veya internet sitemizi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımını kabul etmiş olmaktasınız. Çerezler hakkında detaylı bilgi almak için İnternet Sitesi Çerez Politikası’nı incelemenizi rica ederiz.” Daha Fazla Bilgi

Tamam