Röportajlar

about us

PROF. DR. OSMAN NURİ ÖZDOĞAN - ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ TURİZM İŞLETMECİLİĞİ BÖLÜMÜ

Turizm, Ekonomik Büyümenin ve Sürdürülebilirliğin Anahtarıdır

Tunalar

Turizmin yalnızca bir hizmet sektörü olmadığını, aynı zamanda ekonomiye doğrudan döviz girdisi sağlayan stratejik bir ihracat kalemi olduğunu vurgulayan Adnan Menderes Üniversitesi Turizm İşletmeciliği Bölümü'nden Prof. Dr. Osman Nuri Özdoğan, "Turizm sektörü, yalnızca ekonomik büyümeye katkı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda sosyal sürdürülebilirliği destekleyen bir ekosistem oluşturuyor. Türkiye'ni turizmde küresel rekabette öne çıkabilmesi için sürdürülebilir turizm stratejileri ve destinasyon yönetimi büyük önem taşıyor" diyor.

Turizm sektörünün ekonomik büyümeye katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin turizm alanında uluslararası rekabette daha güçlü hale gelebilmesi için hangi stratejik adımların atılması gerekiyor?

Türkiye turizmi, 2024 yılında 61 milyar dolarlık geliri aşarak pandemi sonrası toparlanmasını tamamladı ve yeni bir rekora imza attı. Turizm sektörü, Türk ekonomisine güç katmaya devam ederken, 2025 yılı için belirlenen hedefler 64 milyar dolarlık gelir ve 65 milyon turist olarak açıklandı. Turizm, yalnızca bir hizmet sektörü değil, aynı zamanda her kesim için bir ihracat kalemi olarak değerlendirilmeli. Bu sektörün ülke ekonomisine ve özellikle de ödemeler dengesine büyük katkı sağladığı biliniyor. Türkiye, 1985’te başlayan aktif turizm destekleri ve yatırımlarıyla bugün bölgesinde ve dünyada önemli bir turizm destinasyonu haline geldi. Coğrafi ve jeopolitik konumu turizmi destekleyici bir avantaj sağlarken, aynı zamanda çevre ülkelerdeki siyasal istikrarsızlık ve iç savaşlar nedeniyle riskler de barındırıyor.

Unutulmamalıdır ki turizm, politik ve ekonomik istikrar gerektiren bir sektördür ve kolayca ikame edilebilir. Örneğin, bir İngiliz turist tatil planını iptal edip, bunun yerine evindeki beyaz eşyaları yenilemeyi veya daha güvenli bir destinasyona yönelmeyi tercih edebilir. Turizm gelirlerinin yalnızca ekonomiye döviz girdisi sağlamakla kalmadığı, aynı zamanda 40’tan fazla alt sektöre katkıda bulunarak toplumun geniş kesimlerine ekonomik fayda sunduğu göz ardı edilmemelidir. Böylece, turizm sektörü ekonomik büyümenin yanı sıra sosyal sürdürülebilirliğe de katkı sağlamaktadır. Türkiye’nin yıllar içinde kazandığı bu ivme, akılcı stratejilerle daha da ileriye taşınabilir. Geleneksel olarak deniz, kum, güneş (3S) üçlüsüne dayanan turizm anlayışı, son 20 yılda ürün çeşitlendirme stratejileriyle daha geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Bu kapsamda, turizmin mevsimsel bağımlılığını azaltarak yıl geneline yayılması ve gelirlerin artırılması hedefleniyor.

Tunalar

2024-2028 yıllarını kapsayan 12. Kalkınma Planı, sürdürülebilir turizm stratejilerine odaklanarak şu hedefleri içeriyor:

Destinasyon yönetiminin iyileştirilmesi

Sağlık turizmi, yat turizmi, lüks turizm ve kültür turizmi gibi yüksek gelir bırakan alanlara yönelim

Turistlerin konaklama sürelerinin ve harcamalarının artırılması

Özellikle Uzak Doğu gibi yeni pazarlara yönelik tanıtım faaliyetlerinin artırılması

Teknolojinin turizm tanıtımında etkin kullanımı

Hizmet kalitesinin yükseltilmesi ve tesislerin fiziki şartlarının iyileştirilmesi

Nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılamak için uygulamalı eğitim programlarının geliştirilmesi

Turizm faaliyetlerinin doğal ve kültürel kaynaklara zarar vermeden yürütülmesi

Bu stratejik planların sistematik bir şekilde uygulanması halinde, Türkiye küresel turizm rekabetinde önemli bir başarı elde edecektir. Hedef, turist sayısını artırırken aynı zamanda sürdürülebilir ve yüksek gelirli bir turizm modeli oluşturuyor.

Dijitalleşme ve sürdürülebilir turizm kavramları sektöre nasıl yön veriyor?

Günümüzde dijitalleşme ve sürdürülebilirlik, yalnızca turizmde değil, birçok sektörde en popüler kavramlar haline gelmiştir. Ancak bu kavramların sadece trend olarak değil, gerçek anlamda özümsenmesi ve doğru uygulanması büyük önem taşıyor. Sürdürülebilirlik, turizm ekosisteminin vazgeçilmez bir unsurudur. Genellikle sürdürülebilirlik denildiğinde yalnızca çevresel boyutları öne çıkarılsa da, bu kavramın ekonomik ve sosyal yönleri de göz ardı edilmemelidir. Turizm endüstrisi, yarattığı ekonomik katma değer ile birçok aileye ve alt sektöre gelir sağlarken, aynı zamanda gelirin dengeli dağılımına da katkıda bulunuyor.

Sürdürülebilirlik kavramı, birçok farklı bağlamda kullanılabilir ve her duruma uyarlanabilir bir içeriğe sahiptir. Sürdürülebilir ekonomi, sürdürülebilir gelir, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir arkadaşlık gibi pek çok alanda bu kavramın önemi vurgulanıyor. Turizmin doğrudan doğal ve tarihsel kaynakları kullanarak varlık gösterdiği düşünüldüğünde, bu kaynakların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması kritik bir gerekliliktir. Eğer bu kaynakları doğru yönetebilir ve koruyabilirsek, gelecek nesillere bozulmadan aktarabiliriz. Dijitalleşme, hayatımızın her alanında olduğu gibi turizm sektöründe de büyük bir dönüşüm yaratıyor. Artık bir el bilgisayarı gibi işlev gören akıllı telefonlarımız sayesinde birçok işlemi kolayca gerçekleştirebiliyoruz. Turizm sektörü de bu dönüşümden önemli ölçüde etkilenmekte ve dijital teknolojileri etkin bir şekilde kullanıyor.

Son yıllarda yapay zekâ alanında yaşanan gelişmeler, turizmde müşteri deneyimini yeniden şekillendiriyor. Turistik ürünlerin satış sürecinde: Sohbet robotları ile müşteri taleplerine anında yanıt verilmesi; geçmiş deneyimlere dayalı kişiselleştirilmiş seyahat önerileri sunulması; akıllı kiosklar aracılığıyla otele giriş ve karşılama hizmetlerinin yapay zekâ destekli hale gelmesi; optimizasyon sistemleri ile tüketicilere en güncel ve uygun fiyatların sunulması; akıllı oda sistemleri sayesinde sesli komutlarla oda ayarlarının kontrol edilmesi; sanal gerçeklik uygulamalarıyla destinasyon hakkında önceden bilgi edinme ve sanal turlar oluşturma; mutfak ve servis hizmetlerinde robot teknolojilerinin kullanılması gibi birçok yenilik turizm sektöründe dijitalleşmenin ne kadar ileri gittiğini göstermektedir. Gelecekte bu uygulamaların daha da yaygınlaşması kaçınılmazdır.

Tunalar

Her ne kadar turizm, insan etkileşimine dayalı emek yoğun bir sektör olsa da, dijital hizmetlerin giderek daha fazla yer aldığı bir dönem bizi bekliyor. Ancak burada önemli olan, dijitalleşmeyi insan merkezli ve kontrollü bir şekilde kullanmaktır. Aksi halde, teknoloji bir avantaj olmaktan çıkıp sektörde istihdamı olumsuz etkileyen bir dezavantaja dönüşebilir.

Turizmde sürdürülebilirlik ve dijitalleşme, geleceğin en önemli iki stratejik dinamiği olmaya devam edecek. Doğru planlama ve bilinçli uygulamalarla bu dönüşüm, hem sektör hem de ekonomi için büyük fırsatlar yaratacaktır.

Turizmde sezon bağımlılığını azaltmak için neler yapılabilir? Bu kapsamda Türkiye’nin turizm endüstrisinin karşılaştığı ana sorunları nelerdir?

Türk turizminin yıllardır sunduğu temel turistik ürün, deniz, kum, güneş temelli kitlesel turizmdir. Bu doğrultuda temel strateji, sezon bağımlılığını ortadan kaldırarak turizmi yıl geneline yaymak ve turist sayısını artırarak gelirleri sürdürülebilir hale getirmektir. Ancak yıllar boyunca bu sorunun tamamen çözülemediği de aşikârdır.

Bu durumun arkasında hem kontrol edilebilir hem de kontrol edilemez faktörler bulunuyor. Kontrol edilemez faktörler arasında, insanların genel olarak sömestr ve yaz tatilleri dışında seyahat etmeye daha az eğilimli olmaları ve turistik çekiciliğin büyük ölçüde deniz, kum, güneş üçlüsüne dayanması yer alıyor. Doğal olarak, kış ve geçiş dönemlerinde bu unsurların etkisini kaybetmesi turist sayısında azalmaya neden oluyor. Kontrol edilebilir faktörler ise doğru stratejiler ile sezon dışındaki turizmi teşvik etme imkânı sunuyor. Özellikle ulaşım imkânlarının iyileştirilmesi ve yeni turistik çekicilikler oluşturulması, bu sorunun büyük ölçüde aşılmasını sağlayabilir. Dolayısıyla, potansiyel turistlerin sezon dışında da Türkiye’ye gelmeleri için haklı nedenler yaratılması gerekiyor. Bunun için doğal çekiciliklerin ön plana çıkarılması ve yapay çekiciliklerle desteklenmesi önemlidir. Kültürel ve sanatsal etkinlikler, müzeler, konserler, spor olanakları, fuarlar, kongreler ve özel gruplara yönelik etkinlikler gibi seçenekler sunularak turistlerin ilgisi çekilebilir. Aynı zamanda termal tesisler, sağlık ve tedavi hizmetleri gibi alternatif turizm alanlarının geliştirilmesiyle sezon bağımlılığı azaltılabilir.

Ancak burada esas konu, yaz sezonunda olduğu gibi uygun fiyatlı tarifeli ve charter uçuşlarının sağlanması ile diğer lojistik hizmetlerin kesintisiz şekilde sunulmasıdır. Bu unsurların eksikliği, sezon dışı turizmin gelişmesini zorlaştırıyor. Dolayısıyla, turizmin yıl geneline yayılması için yalnızca turistik aktivitelerin çeşitlendirilmesi yeterli olmayıp, ulaşım ve konaklama imkânlarının da bu doğrultuda planlanması gerekiyor. Bu noktada yerel yönetimlere ve turizm sektörü paydaşlarına büyük sorumluluk düşmekte, altyapı ve üstyapı yatırımlarının bu hedef doğrultusunda şekillendirilmesi gerekiyor. Sezon bağımlılığını azaltmak, Türkiye’nin turizmde sürdürülebilir bir büyüme yakalaması ve ekonomik faydalarını artırması açısından büyük önem taşıyor.

Turizm sektöründe nitelikli iş gücü yetiştirmek adına üniversitelerin üstlenmesi gereken roller nelerdir?

Turizm sektöründe nitelikli iş gücü yetiştirmek, doğrudan biz eğitimcilerin sorumluluğunda olan kritik bir konudur. Turizm, doğası gereği emek yoğun bir sektör olup, sunduğumuz hizmetin kalitesi doğrudan insan faktörüne bağlıdır. İyi bir hizmet, misafir memnuniyetini sağlamakla eşdeğerdir ve bunu ancak profesyonel turistik hizmet sunarak başarabiliriz. Bu bağlamda, turizm eğitimi veren kurumların niteliği ve sunduğu eğitim, sektörün geleceğini şekillendiren en önemli unsurlardan biridir.

Turizm eğitiminin olmazsa olmaz iki temel unsuru bulunuyor: Yabancı dil eğitimi ve uygulama becerisi kazandırma. Yabancı dil eğitimi, sektörde çalışan bireylerin misafirlerle doğru iletişim kurabilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu nedenle, turizm eğitimi veren kurumların dil eğitimine, özellikle de turizm terminolojisine yönelik kapsamlı bir müfredat oluşturması gerekiyor. Sektörün yıllardır bizden en fazla talep ettiği konuların başında dil yeterliliği geliyor. Ancak bu sadece okuma ve yazma ile sınırlı kalmamalı, konuşma pratiğini geliştirecek uygulamalarla desteklenmelidir. Bu noktada, eğitim süresince verilen stajlar büyük bir rol oynuyor. Staj sürelerinin uzatılması ve içeriğinin daha verimli hale getirilmesi, öğrencilerin sektöre hazır bireyler olarak yetişmesini sağlayacaktır.

Tunalar

Diğer yandan, uygulama becerileri de turizm eğitiminin temel yapı taşlarından biridir. Sektörde kaliteli bir hizmet sunabilmek için iyi bir servis, zamanında hazırlanan ve sunulan yemekler, misafir taleplerinin anında anlaşılması ve doğru inisiyatifle çözüme ulaştırılması gibi beceriler kritik önem taşıyor. Bunun yanında, hizmet verenlerin tüm süreçleri içselleştirmesi, güler yüzlü hizmet anlayışına sahip olması, bilgi ve deneyimle kendine güven kazanması, nitelikli iş gücünün temel bileşenlerini oluşturuyor. Üniversiteler olarak bizler, sektörden gelen geri bildirimleri büyük bir hassasiyetle değerlendiriyoruz. Sektör temsilcilerinin bizden beklentilerini alıp, dünyanın farklı ülkelerindeki üniversitelerin eğitim modelleriyle kıyaslama yaparak en iyi uygulamaları kendi müfredatımıza entegre ediyoruz. Bu sayede, turizm alanında hem akademik düzeyde hem de nitelikli iş gücü yetiştirme konusunda rekabetçi bir eğitim modeli sunuyoruz. Üniversite-sektör iş birliğinin sürekli gelişmesi, turizm eğitiminin kalitesini artırarak, Türkiye’nin turizm sektöründe daha güçlü bir konuma ulaşmasını sağlayacaktır.

Turizm alanında üniversite-sektör iş birlikleri nasıl geliştirilebilir? Üniversite olarak siz nasıl çalışmalar gerçekleştiriyorsunuz?

Turizm sektörü ve üniversiteler, birbirini tamamlayan ve destekleyen simbiyotik bir ekosistem oluşturur. Bu iki yapı, birbirine bağımlı bir şekilde varlığını sürdürür. Turizm eğitimi olmasa sektörde nitelikli iş gücü yetişemez, üniversitelerde turizm bölümleri olmasa da iyi bir turizm işletmeciliği sürdürülemez. Bu açıdan bakıldığında, üniversiteler ve sektör temsilcileri arasındaki iletişimin güçlü olması hayati önem taşıyor. Sürekli iyileştirme ve deneyim paylaşımı toplantılarının düzenlenmesi, eğitimin sektörün ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendirilmesini sağlayarak, turizm sektörüne daha donanımlı bireyler kazandırılmasına yardımcı oluyor. Üniversite olarak, sektör paydaşlarımızla sürekli iletişim halindeyiz. Yaklaşık 50 yıllık turizm eğitimi geçmişimiz sayesinde birçok mezunumuz bugün sektörde yönetici pozisyonunda görev almakta ve karar verici konumda bulunuyor. Bu durum, üniversite ve sektör arasındaki sinerjiyi güçlendirerek eğitim sürecini daha etkili hale getiriyor. Ders dönemlerimizi, öğrencilerin sektörde uygulama yapabilmesine olanak tanıyacak şekilde planlıyor, akademik takvimimizi diğer bölümlerden farklı şekilde oluşturuyoruz. Kariyer günleri düzenleyerek turizm işletmelerini üniversitemize davet ediyor ve öğrencilerin doğrudan iş başvurusu yapabilmelerine imkân tanıyoruz. Böylece, mezun olan öğrencilerimizin sektöre hızlı bir şekilde entegre olmasını sağlıyor ve iş bulamayan öğrencimizin kalmamasını hedefliyoruz.

En son haberlerimizi almak için kaydolun

“İnternet sitemizden en verimli şekilde faydalanabilmeniz ve kullanıcı deneyimini geliştirebilmek için internet sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Tarayıcınızdan çerez ayarlarını değiştirmediğiniz sürece, “katılıyorum”’a tıklamanız gerekmekte veya internet sitemizi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımını kabul etmiş olmaktasınız. Çerezler hakkında detaylı bilgi almak için İnternet Sitesi Çerez Politikası’nı incelemenizi rica ederiz.” Daha Fazla Bilgi

Tamam