PROF. DR. MUSTAFA BİLİCİ - MARMARA ÜNİVERSİTESİ İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ PSİKOLOJİ BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ
Toplumsal Normlar, Bireylerin Kimliklerini ve Sosyal Rollerini Biçimlendirir
Marmara Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Bilici ile toplumun psikolojik dinamiklerini ele aldığımız bir söyleşi gerçekleştirdik. Toplumsal normların bireyler üzerindeki etkilerinden kriz dönemlerinde psikolojik dayanıklılığın korunmasına, artan bireyselleşmenin yarattığı sorunlardan şiddet eğilimlerinin nedenlerine kadar pek çok önemli konuyu konuştuk.
Toplumdaki sosyal normlar bireylerin psikolojisini nasıl şekillendirir?
Toplumsal sosyal normlar, o toplumda beklenen davranış biçimlerini belirleyerek bireylerin psikolojisini şekillendirebilir. Bu normlar toplumlara göre değişebilir ve bireylerin sosyal etkileşimlerini ve duygusal tepkilerini etkileyerek kimliklerini ve sosyal rollerini oluşturmalarına katkıda bulunur. Normlar ve sosyal değerler, bireylerin kültürel bağlamda nasıl davranmaları gerektiği konusunda kişiye rehberlik ederek toplumsal iş birliğini kolaylaştırır ve toplumsal davranışları düzenler. Adalet, fedakârlık, güven ve iş birliği gibi ahlaki ve etik normlar, bireylerin toplumsal ilişkilerde nasıl davranacağını yönlendirebilir.
Sosyal normların bireyler üzerindeki bazı etkileri şöyle sıralanabilir:
Davranış Şekillendirme: İnsanların davranışsal standartlarını belirleyen sosyal normlar, aidiyet hissini pekiştirir.
Kimlik Oluşumu: Bireyler, sosyal normlar aracılığıyla kimliklerinin bir parçasını oluşturabilir.
Duygusal Tepkiler: Toplumsal normlar, bireylerin bazı duygusal tepkilerini etkiler. Sosyal normlara aykırı davranışlar genellikle suçluluk veya utanç duygularını tetikler.
Toplumsal Baskı: Bireyler, sosyal normlara uymadıklarında dışlanma ve yargılanma korkusu taşıyarak davranışlarını değiştirebilirler.
Karar Alma Süreçleri: Bireyler, sosyal normları dikkate alarak sosyal uyumu ve kabulü artırmak adına bazı kararlar alabilir.
Öğrenme ve Sosyalleşme: Sosyal normlar, öğrenme süreçlerini etkileyerek bireylerin toplumsal kuralları içselleştirmelerine yardımcı olabilir.
Bu etkiler, bireylerin psikolojik durumlarını ve sosyal ilişkilerini derinden etkileyerek hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli sonuçlar doğurur.
Kriz dönemlerinde (savaşlar, küresel hastalıklar, ekonomik sıkıntılar) toplumların psikolojik dayanıklılığı nasıl korunabilir?
Toplumsal kriz dönemlerinde psikolojik dayanıklılığı korumak için olumlu sosyal bağlantılar kurmak büyük önem taşır. Duygusal destek sağlayarak dayanıklılığı artıran bu bağlantılar, bireylerin ortaya çıkan aşırı stresle başa çıkma yeteneklerini güçlendirir. Ayrıca, zihin sağlığının artırılması için fizyolojik ihtiyaçların temini, eğitim imkânlarının, istihdam fırsatlarının ve temel ihtiyaçların karşılanması çok önemlidir. Toplumsal dayanışma ve kaynakların paylaşımı, bireylerin birbirlerine destek olmasına yardımcı olur. Kriz anında doğru bilgiye erişim ve kriz yönetimi stratejilerinin uygulanması da dayanıklılığı artırmada önemlidir. Kriz dönemlerinde bireysel dayanıklılığı artırmak için aşağıda verdiğimiz stratejik başlıklar önemlidir:
• Duygusal farkındalığı artırmak
• Sosyal destek çeşitlerini çoğaltmak
• Uzun vadeli hedefler belirlemek
• Bedensel sağlığı ve esenliği geliştirmek.
• Stres yönetimi teknikleri kullanmak.
• Bilgi yönetimi becerisini geliştirmek
Bu stratejiler, bireylerin kriz dönemlerinde daha dayanıklı olmalarına katkıda bulunur.
Toplumda artan bireyselleşmenin psikolojik etkileri nelerdir? Bugünün en temel psikolojik sorunlarından bahseder misiniz?
Bireyselleşme, belirli bir ölçüde kişisel gelişim ve bağımsızlık sağlasa da, fazlalığı ruh sağlığını olumsuz etkileyebilir. Artan bireyselleşme, bireylerde bencillik duygusunu artırabilir ve sosyal uyum ile ilişkileri zayıflatabilir. Bu durum zamanla, bazı psikolojik rahatsızlıklara zemin hazırlama potansiyeli taşır ve bireylerin sosyal destek sistemlerinden uzaklaşmalarına yol açabilir. Aşırı bireyselleşme, bireyin toplumsal ilişkilerden ve aidiyet duygusundan uzaklaşmasına neden olabilir. Sonuç olarak, yalnızlık, anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sorunların ortaya çıkma olasılığı artabilir. Toplumsal dayanışmanın azalması ve bireylerin toplumdan kopması, sosyal yapı ve kültürel sürekliliği tehdit edebilir. Aşırı bireyselleşme, bazen agresif davranışlara ve yasa dışı eylemlere de yol açabilir.
Bugünün en temel psikolojik sorunları arasında kişiler arası ilişki sorunları, depresyon, anksiyete bozukluğu, sosyal fobi, , travma sonrası stres bozukluğu ve bipolar bozukluk gibi sorunlar bulunuyor. Ayrıca uyku sorunları ve tıbbi sorunlara bağlı gelişen psikosomatik hastalıklar da sıklıkla karşılaşılan psikolojik problemler arasında yer alıyor.
Son zamanlarda çocuklara, kadınlara, hayvanlara yönelik şiddet artarak devam ediyor. Bu şiddet eğiliminin artmasını nelere bağlıyorsunuz? Bu, bir duygusal patlama olarak nitelendirilebilir mi?
Şiddet eğiliminin artmasının birçok nedeni vardır. Bunlar arasında psikobiyolojik faktörler, sosyal çevre ile etkileşim, eğitim eksiklikleri, yasal sistemdeki eksiklikler ve caydırıcı olmayan cezalar sayılabilir. Toplumsal yapıda ve medyada şiddetin yaygınlaşması şiddet davranışların normalleşmesine ve daha fazla insanın şiddet eğilimi göstermesine neden olabilir. Şiddetin psikolojik nedenleri çok çeşitli ve karmaşık olabilir. Bazı önemli faktörler şu şekilde sıralanabilir:
Artmış aile içi şiddet: Çocukluk döneminde aile içinde maruz kalınan şiddet, ilerleyen yaşlarda şiddet eğilimlerinin artmasına yol açabilir.
Ruhsal travma ve bedensel yaralanma: Geçmişte yaşanan ruhsal travmatik olaylar, özellikle de duygusal veya fiziksel olarak yaralanma durumları, bireylerde şiddet davranışlarını tetikleyebilir.
Kişilik Bozuklukları: Özellikle antisosyal kişilik bozukluğu ve borderline kişilik bozukluğu, bireylerin şiddet eğilimini artırabilir.
Öfke Kontrol Sorunları: Öfke yönetimi konusunda yaşanan zorluklar, bireylerin gergin durumlar karşısında şiddete başvurma olasılığını artırabilir.
Duygusal İhmaller: Duygusal ihmal bireylerin duygusal bağlarını zayıflatarak şiddet davranışlarını geliştirebilir.
Sosyal İzolasyon: Sosyal destek eksikliği, bireyleri yalnız hissettirerek şiddet eğilimlerini destekleyebilir.
Madde Kullanımı: Alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, impulsif ve agresif davranışları artırarak şiddet olaylarını tetikleyebilir.
Medyanın- sosyal medyanın toplum psikolojisi üzerindeki etkisi nasıl azaltılabilir? Çünkü bireysel olarak sanal bir gerçeklik yaratılıyor ya da değerler çok basite indirgenebiliyor.
Medyanın ve sosyal medyanın toplum psikolojisi üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için bazı yöntemler uygulanabilir. Bunlar arasında medya okuryazarlığını artırmak, bilinçli ve kontrollü medya kullanımını teşvik etmek, gençlerin dijital medya ile olan etkileşimlerini denetlemek ve sosyal medyada geçirilen süreyi sınırlandırmak yer alır. Ayrıca, stres yönetimi ve psikolojik dayanıklılığı artırmaya yönelik eğitimler de faydalı olabilir. Bu önlemler, olumsuz medya etkilerinden korunmada önemli rol oynayabilir. Uygulanabilecek yöntemlerden bazıları şunlardır:
• Sosyal medyada aktif olmak için bir süre belirlemek.
• Uyku öncesi ve sonrasında ekrana bakmamak.
• Yararlı hesapları takip etmek.
• Zararlı hesapları veya siteleri takip etmemek.
• Sosyal medyadaki her bilginin her zaman doğru olmadığının bilincinde olmak.
Eklemek ve ön plana çıkarmak istedikleriniz var mı?
Psikolojik sorunlar bireye özgü belirgin farklılıklar gösterir. Bu nedenle herkes için özel bir değerlendirme gerekir. Uzman olmayan ve tecrübesiz kişilerin psikolojik sorunları daha da kötüleştirme ihtimali olabileceğini her zaman akılda tutmakta yarar var. İlginiz ve psikolojik sorunlarla ilgili toplumsal duyarlılığı artırma çabanız için teşekkür ederim.

