Prof. Dr. Cem Say - Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
Yapay Zeka Bir Araçtan Fazlası: Bütün İş Yapış Biçimlerimizi Değiştirecek
Yapay zeka artık yalnızca teknoloji dünyasının değil, gündelik hayatın da merkezinde. Chatgpt ve benzeri sistemlerle hızlanan dönüşüm; iş yapış biçimlerinden eğitime, güvenlikten yaratıcılığa kadar pek çok alanı yeniden şekillendiriyor. Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Cem Say, yapay zekadaki büyük sıçramanın arkasındaki gerçek nedenleri, bu teknolojinin getirdiği riskleri ve önümüzdeki 20 yılda insan–makine ilişkisinin nasıl değişeceğini anlatıyor.
Yapay zekâ uzun yıllardır akademinin ve teknoloji dünyasının gündeminde olsa da, son birkaç yılda yaşanan gelişmeler bu alanı bambaşka bir noktaya taşıdı. Büyük dil modelleri, görüntü üretim sistemleri ve akıllı algoritmalar artık yalnızca laboratuvarlarda değil; gündelik hayatın içinde kullanılıyor. Metin yazan, görsel üreten, kod geliştiren ve hatta bilimsel araştırmalara destek veren sistemler, insan ile makine arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlıyor. Ancak bu hızlı dönüşüm beraberinde pek çok soruyu da getiriyor: Yapay zekâ gerçekten insan zekâsına yaklaşabilir mi? Bu teknolojiler iş dünyasını ve eğitim sistemini nasıl değiştirecek? Güvenlik ve etik konularında nasıl bir gelecek bizi bekliyor? Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Say, yapay zekâdaki son kırılma noktalarını, bu teknolojinin toplumsal etkilerini ve Türkiye’nin bu yarıştaki yerini değerlendirdi.
Yapay zekâ araştırmalarında bugün gelinen noktayı düşündüğümüzde bu alanın bu kadar popüler hâle gelmesindeki kırılma noktası sizce neydi? Hesaplama gücü mü, veri ölçeği mi yoksa teorik gelişmeler mi belirleyici oldu?
Yapay zekânın bugün geldiği noktada birkaç faktörün aynı anda etkili olduğunu söylemek gerekir. Ancak son yıllarda yaşanan büyük sıçramanın temelinde özellikle büyük veri ve hesaplama gücündeki artış yatıyor. Makine öğrenmesi ve özellikle derin öğrenme teknikleri uzun zamandır biliniyordu. Ama bu yöntemlerin gerçekten etkili olabilmesi için devasa miktarda veriye ve çok güçlü bilgisayarlara ihtiyaç vardı. İnternet sayesinde ortaya çıkan büyük veri ve grafik işlemciler gibi güçlü donanımlar bu yöntemlerin gerçek potansiyelini ortaya çıkardı.
Özellikle son beş yılda yaşanan gelişmelerde, dil modelleri gibi sistemlerin çok büyük metin veri kümeleri üzerinde eğitilmesi belirleyici oldu. Bir bilgisayara internetteki büyük metin arşivlerini gösterdiğinizde, onun yalnızca dili öğrenmekle kalmayıp bu metinlerin içinde yer alan bilgileri de belirli ölçüde çıkarabildiğini gördük. Bu sonuçlar başlangıçta birçok araştırmacı için bile beklenmedik derecede etkileyiciydi. Bu durum ortaya çıkınca şirketler ve araştırma kurumları arasında ciddi bir yarış başladı. Çünkü bu yaklaşımın, daha önce yalnızca teorik olarak konuşulan genel yapay zekâya doğru bir yol açabileceği düşünülmeye başlandı.
ChatGPT ile birlikte yapay zekâ çok hızlı bir şekilde günlük hayatın parçası hâline geldi. Ancak bunun güvenlik ve etik tarafı da tartışılıyor. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu teknolojinin geçici bir dalga olduğunu düşünmüyorum. Yapay zekâ artık kalıcı olarak hayatımıza girdi ve neredeyse bütün iş yapış biçimlerini değiştirecek. Daha önce zor ya da çok zaman alan pek çok iş artık çok daha hızlı yapılabiliyor. Bu durum elbette bazı mesleklerin değerini değiştirecek ve bazı becerilerin önemini azaltacak. Ama bunun yanında ciddi güvenlik ve gizlilik sorunları da ortaya çıkıyor. Örneğin bugün milyonlarca insan dünyanın bir yerindeki bir sunucuya bağlanıp bu sistemlerle konuşuyor ve çoğu zaman farkında olmadan çok özel bilgilerini paylaşıyor. Bu sistemleri geliştiren şirketler çok iyi niyetli olsa bile, sonuçta bunlar karmaşık bilgisayar sistemleri. Güvenlik açıkları olabilir. Bu verilerin sızdırılması veya kötü amaçlarla kullanılması ihtimali her zaman var. Ayrıca devletlerin ya da istihbarat kurumlarının bu tür verilerle ilgilenmesi de ayrı bir mesele. Dolayısıyla insanlar artık dijital ortamda paylaştıkları bilgilerin kimlerin eline geçebileceği konusunda daha dikkatli olmak zorunda.
Türkiye’de akademi ve özel sektör arasındaki yapay zekâ araştırmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de bu alanda çalışan çok iyi araştırmacılar ve çok yetenekli öğrenciler var. Ancak sistemsel bazı sorunlar nedeniyle bu potansiyeli tam olarak kullanabildiğimizi söylemek zor. Zaman zaman çeşitli yapay zekâ stratejileri açıklanıyor. Strateji yazmak zor bir şey değil; hatta bugün ChatGPT’ye bile böyle bir strateji yazdırabilirsiniz. Asıl mesele bu stratejilerin hayata geçirilmesi. Eğer gerçekten bu alanda dünyayla rekabet etmek istiyorsanız, bu işi yapabilecek insanlara gerekli imkânları sağlamanız gerekir. Araştırma ortamı, finansman, akademik özgürlük ve teknoloji altyapısı gibi konular çok önemli. Bugün Türkiye’de bilgisayar bilimleri alanında yetişen pek çok yetenekli genç mezun olur olmaz yurt dışına gitmeyi planlıyor. Çünkü orada daha iyi araştırma ortamı ve çalışma koşulları bulabileceklerini düşünüyorlar. Dolayısıyla bizim asıl sorunumuz insan yetiştirmek değil; yetiştirdiğimiz insanların burada kalmasını sağlayacak koşulları oluşturamamak.
Yapay zekânın önümüzdeki 10–20 yılda insan yaratıcılığı ve karar alma süreçleri üzerindeki etkisi sizce nasıl olacak?
Şu anda yapay zekâ özellikle uzmanların işini hızlandıran bir araç hâline geldi. Bir işi zaten iyi bilen bir kişi, yapay zekâ sayesinde o işi çok daha hızlı yapabiliyor. Ancak burada bir risk de var. İnsanlar bir süre sonra bu araçlara fazla alışabilir ve bazı temel becerileri kendileri kullanmamaya başlayabilir. Öğrenme sürecinde insanların bazı şeyleri gerçekten kendileri deneyerek, hata yaparak öğrenmeleri gerekir. Sürekli bir sistemin yardımına başvurursanız o beceriler tam olarak gelişmeyebilir. Nitekim bazı araştırmalar da bunu gösteriyor. Örneğin öğrencilerin ödevlerini yapay zekâ yardımıyla yapmaları kısa vadede işleri kolaylaştırsa da uzun vadede öğrenme süreçlerini zayıflatabiliyor. Bu nedenle yapay zekâyı tamamen insanın yerini alan bir sistem olarak değil, insanı destekleyen bir araç olarak kullanmak daha sağlıklı olacaktır.
Yapay zekâ iş dünyasını nasıl değiştirecek?
Büyük teknolojik dönüşümler her zaman bazı işleri ortadan kaldırır ama aynı zamanda yeni işler de yaratır. Bugün gördüğümüz eğilim şu: Yapay zekâ birçok alanda başlangıç seviyesindeki işleri hızla otomatikleştiriyor. Bu yüzden şirketler artık acemileri değil, doğrudan uzmanları arıyor. Bu durum özellikle yeni mezunlar için zor bir geçiş dönemi yaratabilir. Çünkü insanların uzmanlaşabilmesi için önce deneyim kazanabilecekleri başlangıç işlerine ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bu dönüşümün bazı sosyal ve ekonomik sorunlar yaratması da mümkün. Ama uzun vadede teknolojinin sağlık, bilim ve mühendislik gibi alanlarda çok önemli faydalar sağlayacağını düşünüyorum. Örneğin tıpta teşhis hatalarının azaltılması, yeni ilaçların geliştirilmesi veya bilimsel araştırmaların hızlanması gibi alanlarda yapay zekâ çok önemli katkılar sağlayabilir.

