Çağrı Koray Öztopçu - Garanti BBVA Tüketici Finansmanı Direktörü
Satın Alma Anında Krediye Erişim, Yeni Müşteri Deneyiminin Temelini Oluşturuyor
Garanti BBVA tüketici finansmanı direktörü Çağrı Koray Öztopçu, tüketici finansmanında dijitalleşmenin ve e-mobilitenin yeni bir dönemi başlattığını vurguluyor. Öztopçu, tüketicilerin satın alma kararını verdiği anda finansman seçeneklerine erişebildiği yeni müşteri yolculuğunun, marka–finans iş birliklerini güçlendirdiğini ve otomotiv sektöründe finansman deneyimini köklü biçimde dönüştürdüğünü belirterek; elektrikli araçlar, araç içi ödeme sistemleri ve bağlantılı mobilite çözümleriyle şekillenen yeni ekosistemin önümüzdeki yıllarda hızla büyüyeceğini ifade ediyor.
Dijital çağda tüketici finansmanında “oyun değiştirici” dediğiniz en büyük dönüşüm nelerdir?
2025’te tüketicinin satın alma deneyimi köklü biçimde değişti. Tüketici artık satın alma kararını verdiği anda finansman seçeneklerini görerek kredi imkânını ödeme yöntemi olarak anında kullanabiliyor. Bu yeni yolculuk, hem bireysel hem de kurumsal alımlarda finansmanın dijitalleşmesine olan ilgiyi artırırken üreticilerin de öncelikli gündemlerinden biri hâline geliyor. Artan satışlarla uyumlu şekilde, satış noktasında kredi kullanılarak işlemin tamamlanmasının müşteri memnuniyetine etkisi artık çok yüksek. 2026–2035 yılları arasında bu yolculuk tüm sektörlerde daha da önem kazanacak. Kolaylığa, kişiye özel çözümlere ve alışveriş kredileri programları gibi yenilikçi finansal faydalara odaklanan bu tüketici davranışı değişimi, tüketicilerin değişen beklentilerine ve marka bağlılıklarına ışık tutuyor. Gelecekte tüketici finansmanında dijitalleşme, marka birliktelikleri ve markaya özel finansman ürünlerinin satış noktasında sunulması en büyük dönüşümü oluşturacak. Örneğin, tüketiciler ve otomotiv distribütörleri artık bankaların dijital kredi platformlarıyla kurduğu ortaklıklar sayesinde daha kolay ve hızlı bir kredi başvuru süreci talep ediyor. Finansmana doğrudan web sitesi üzerinden başvurmanın ötesinde, entegre yapılar sayesinde birkaç dakika içinde hızlı onay alınabilen sistemlerin daha da gelişeceği bir döneme giriliyor.
Tüketiciler, otomotiv markalarının satış platformları ve uygulamalarında kredi seçenekleri, faiz oranları ve geri ödeme koşullarına ilişkin net ve şeffaf bilgiler sunulmasını bekliyor. Bununla birlikte özel finansman fırsatlarına kolayca erişebilmeyi, dijital bankacılık çözümlerinin entegre edildiği bir yapı içinde oto finansmanını zahmetsizce yönetebilmeyi; başvurudan onay sürecine ve sonrasına kadar tüm işlemleri çevrim içi olarak tamamlayarak zamandan ve emekten tasarruf etmeyi talep ediyor.
Siz sıkça dijitalleşme ve e-mobiliteyi birlikte anıyorsunuz. Bu iki trend tüketici finansmanını pratikte nasıl yeniden şekillendiriyor?
Sürdürülebilir e-mobilite sistemi; bireylerin, şirketlerin ve toplumun temel erişim ve kalkınma ihtiyaçlarını güvenli, kapsayıcı ve ekosistem sağlığıyla uyumlu biçimde karşılamayı mümkün kılan, eşitliği teşvik eden bütüncül bir yapı olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşımın merkezinde; güvenli, uygun fiyatlı, erişilebilir, verimli ve dayanıklı ulaşım çözümleriyle insanların ve malların hareketliliğini destekleyen hizmet ve altyapının sağlanması yer alıyor. Ekonomik ve sosyal kalkınmayı hem bugünün hem de gelecek nesillerin yararına olacak şekilde ilerletirken karbon salımını ve diğer çevresel etkileri en aza indirmek temel hedefler arasında bulunuyor. Önümüzdeki dönemde uygun maliyetli ve sürdürülebilir mobilite seçeneklerinin yaygınlaşması, dijital ve finansal çözümlerle desteklenen yeni nesil ulaşım modellerinin gelişmesi ve yenilikçi teknolojilerin devreye girmesi; küresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasında belirleyici rol oynuyor. Ülkeler e-mobilite stratejilerini oluştururken daha yenilikçi ve kapsamlı ulaşım stratejileri geliştiriyor. Yeniliğe odaklanan ve güçlü Ar-Ge planlamaları yapan ekipler; teknoloji odaklı, daha temiz, daha güvenli, daha verimli ve daha hızlı ulaşım çözümleri hedefliyor. Aynı zamanda ülkeler, yeni ekosistemde işletmeler, mühendisler ve akademisyenlerle birlikte çalışarak ulaşım teknolojilerine yatırım yapmayı amaçlıyor.
E-mobilite adımları; elektrikli akıllı araçlar, e-motosikletler, e-bisikletler ve raylı sistemlerle entegre biçimde şehirlerde ulaşımı geliştirmeye, hava kalitesini iyileştirerek dekarbonizasyonu desteklemeye ve yolcu ile yük taşımacılığını bağlantılı tek bir yaklaşımın parçaları olarak planlamaya hizmet ediyor. Benimsenen e-mobilite ilkelerinin sektöre katkılarını birkaç başlık altında toplamak mümkün. Öncelikle yeni ulaşım modları, yenilikçi hizmet modelleri ve gelişmiş tasarım anlayışıyla güvenli ve emniyetli mobilite çözümleri öne çıkıyor. E-mobilite yaklaşımı yalnızca bireysel araç kullanımına değil; şehirlerin tüm bölgelerini ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bütüncül bir mobilite perspektifine dayanıyor. Şehir içi yolculuklarda elektrikli araçlar, scooter, bisiklet, motosiklet ve raylı sistemler gibi farklı ulaşım seçeneklerinin entegre biçimde çalışması kullanıcı deneyimini kolaylaştırırken verimliliği de artırıyor. Bu yapı içerisinde toplu taşıma, sürdürülebilir ve verimli bir ulaşım sisteminin omurgasını oluşturuyor. Yeni mobilite hizmetleri ve teknolojiler ise sıfır emisyon hedeflerine geçişi hızlandırarak çevresel etkiyi azaltıyor.
E-mobilite inovasyonları; trafik sıkışıklığını azaltan, araç paylaşımını ve doluluk oranlarını artıran, paylaşım ekonomisini destekleyen çözümlerle ulaşımın daha akıllı ve sürdürülebilir hâle gelmesini sağlıyor. Bu dönüşümün başarıya ulaşabilmesi için kamu, özel sektör, teknoloji sağlayıcıları ve kullanıcılar başta olmak üzere tüm paydaşların e-mobilite ekosistemine aktif destek vermesi kritik önem taşıyor. Entegre ulaşım sistemleri; genel, özel ve çoklu ulaşım modlarını bir araya getirerek kullanıcılar için kesintisiz bir mobilite deneyimi sunmayı hedefliyor. Bu süreçte yeni e-mobilite hizmetlerinden elde edilen verilerin uygun çerçeveler içinde paylaşılması ve ulaşım sisteminin gelişimine katkı sağlayacak şekilde kullanılması da önemli bir kaldıraç görevi görüyor. Sonuç olarak gelişmekte olan mobilite anlayışına yön verecek teknolojiler ve hizmetler; şehirlerde ve kırsal alanlarda daha erişilebilir, verimli ve sürdürülebilir ulaşım alternatifleri sunarak hem kullanıcı deneyimini hem de sektörel dönüşümü ileriye taşıyan güçlü bir inovasyon alanı yaratıyor.
Elektrikli araçlara geçişte tüketici için en kritik bariyer sizce hangisi?
Büyüyen bir iklim krizi ve küresel ekonomideki belirsizlikler sürerken elektrikli araçlara geçiş hız kazanıyor. İçten yanmalı motorlu araçlardan elektrikli araçlara geçişin yoğun biçimde tartışıldığı bir dönemdeyiz. Elektrikli araçların, özellikle teşvikler ve Çin üretimi modellerle yarattığı fiyat rekabeti göz önüne alındığında, tüketicilerin benzinli veya dizel otomobiller yerine giderek daha fazla elektrikli araçlara yöneldiğini görüyoruz. Araçların ikinci el değeri tüketiciler için her zaman önemli bir konu. Bir araç satışının ardından kullanıma başladığı andan itibaren doğal olarak değer kaybetmeye başlıyor. Kullanım süresi, kilometre ve aşınma gibi faktörler bu süreçte ikinci el değerini daha da düşürüyor. Bir aracın amortismanı ise ikinci el değerini etkileyen önemli unsurlardan biri olarak, aracı satın alırken ödenen tutar ile günümüzdeki piyasa değeri arasındaki farkı ifade ediyor.
Elektrikli araçlarda amortisman etkisi ise henüz yeni yeni netleşmeye başlıyor. Bir aracın amortisman oranı; kullanım süresi, kat ettiği kilometre, genel kondisyonu, piyasadaki arz-talep dengesi ile marka ve model gibi birçok değişkene bağlı olarak şekilleniyor. Elektrikli araçlarda ikinci el değer oluşumu, yani amortisman oranı ise bunlara ek olarak batarya sağlığı, teknolojik gelişmeler, devlet teşvikleri ve yeni politikalar gibi faktörlerden de etkileniyor. Bu noktada en önemli güven unsurlarından biri batarya garantisi olarak öne çıkıyor. Elektrikli otomobiller, ortaya çıktıkları ilk dönemden itibaren içten yanmalı araçlara kıyasla farklı bir ikinci el fiyatlama eğrisi izliyor. Özellikle batarya teknolojisindeki hızlı gelişmeler nedeniyle daha uzun menzil ve daha yüksek şarj kapasitesine sahip yeni modeller piyasaya çıktıkça, eski elektrikli araçların daha hızlı değer kaybettiği görülüyor. Günümüzde otomobil üreticileri, geleneksel araç garantilerine benzer şekilde elektrikli araç bataryaları için belirli süre ve kilometre kapsamı sunuyor. Genellikle yaklaşık sekiz yıl veya 160 bin kilometre batarya garantisi veriliyor. Bu garanti kapsamında batarya kapasitesi belirli bir seviyenin altına düştüğünde (çoğunlukla yüzde 70 civarı), üretici bataryayı onarmayı veya değiştirmeyi taahhüt ediyor. Batarya teknolojisindeki gelişmeler, elektrikli araçların batarya sağlığı ve performansı konusundaki endişeleri de giderek azaltıyor. Arz ve talep dengesinin bir sonucu olarak dünya genelinde Çin’den gelen daha uygun fiyatlı modellerin piyasaya sunulması, ikinci el elektrikli araçların yeniden satış değerleri üzerinde baskı oluşturabiliyor. Ayrıca otomobil üreticilerinin yeni elektrikli araçlarda yaptığı fiyat indirimleri de ikinci el pazarını doğrudan etkiliyor. Ancak bu durum tüketiciler açısından yeni araç alımında daha cazip fırsatlar da yaratıyor. Bataryalar, bir elektrikli aracın üretim maliyetinin en büyük kısmını oluşturuyor ve toplam maliyetin yaklaşık yüzde 40’ına denk geliyor. Hammadde maliyetlerinin düşmesi ve küresel elektrikli araç üretim kapasitesinin artması ise batarya fiyatlarının gerilemesine katkı sağlıyor. Tarihsel olarak elektrikli araçlar içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla daha hızlı değer kaybetmiş olsa da ikinci el pazarının olgunlaşması ve talebin artmasıyla bu farkın zaman içinde azalması bekleniyor.
Sonuç olarak araçların gelecekteki değer kaybı büyük ölçüde tüketici taleplerine bağlı olacak. Elektrikli araç teknolojisi geliştikçe bu araçların değerlerini daha istikrarlı biçimde koruma ihtimali de artıyor. Günümüzde otomotiv üreticileri daha iyi elektrikli araç bataryaları geliştirmek ve üretmek için yoğun bir rekabet içinde bulunuyor. Bu süreçte daha ucuz ve daha az nadir bulunan malzemeler kullanmaya, daha güçlü, daha hafif ve daha güvenli batarya sistemleri geliştirmeye odaklanıyorlar. Önümüzdeki iki veya üç yıl içinde piyasaya sunulması planlanan katı hâl bataryaları, tüketicilere çok daha cazip imkânlar sunma potansiyeli taşıyor.
Yeni nesil batarya teknolojileri elektrikli araçlarda daha hızlı ve güvenli şarj imkânı sağlarken farklı hava koşullarına karşı da daha dayanıklı bir kullanım sunuyor. Açıklanan test verileri özellikle katı hâl pillerinin mevcut ortalama 400 kilometre seviyesindeki menzilleri 800 kilometrenin çok ötesine taşıyabileceğini gösteriyor. Yaklaşık 1.100 kilometreye yakın menzil potansiyeline ulaşan bu teknoloji, birçok geleneksel aracın tek depo yakıtla kat edebileceği mesafeye yaklaşırken bazı modellerin performansını da geride bırakabilecek bir seviyeye işaret ediyor. Bu gelişmeler elektrikli araçların günlük kullanımda ve uzun yol deneyiminde önemli bir dönüşüm yaratma potansiyeli taşıyor.
“Sürdürülebilir tüketici finansmanı” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz? Banka açısından bu yaklaşımın ölçüsü nedir?
Sürdürülebilir finansman, özellikle Z kuşağı arasında öne çıkıyor ve otomotiv dâhil olmak üzere birçok sektörde büyümeye devam ediyor. Çevresel kaygılar ön plana çıktıkça hem şirketler hem de bankalar sürdürülebilir finansman çözümlerine daha fazla odaklanıyor. Bu gelişmeler, otomotiv sektöründe elektrikli araçlara yönelik kredi seçeneklerinin daha avantajlı koşullarla sunulmasına ve sektördeki yeşil girişimlerin daha güçlü şekilde desteklenmesine zemin hazırlıyor. Bu açıdan bakıldığında 2026 yılının, sürdürülebilir finansman uygulamalarının otomotiv sektöründe daha da güç kazandığı bir dönem olacağını söylemek mümkün.
Sürdürülebilir finansman trendi doğrultusunda elektrikli araçlara özel kredi ürünleri özellikle Z kuşağının ilgisini çekiyor. Genellikle daha düşük faiz oranları ve daha uygun ödeme koşullarıyla sunulan bu finansman modelleri, çevre dostu araçlara geçişi hem daha kolay hem de daha erişilebilir hâle getiriyor. Bu yaklaşım, hem tüketicilerin sürdürülebilir tercihler yapmasını destekliyor hem de otomotiv sektöründeki yeşil dönüşümün hızlanmasına katkı sağlıyor.
Mobilitede sürdürülebilirlik konuşurken sadece elektrikli araçlar değil kullanım alışkanlıkları da değişiyor. Abonelik, paylaşım, kiralama gibi modeller finansman tarafında nasıl bir kırılma yaratır?
Yeni dönemde dünyada en dikkat çekici değişimlerden biri araç sahipliğinde yaşanan dönüşüm oluyor. Özellikle büyük şehirlerde artan trafik yoğunluğu, otomobil fiyatlarındaki küresel maliyet artışları ve üretimde yaşanan arz sıkıntıları, yeni mobilite hizmet modellerinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Gelecekte araç paylaşımı ve araç kiralama üyelik sistemleri popülaritesini artırarak yaygınlaşmayı sürdürecek. Ayrıca otomotiv endüstrisi otonom araç teknolojilerine yaklaştıkça; şehir yoğunluğu, sınırlı kaynaklar, arz problemleri ve maliyet artışları, tüketicilerin bireysel araç sahipliği kararını ertelemesine neden olabilecek.
Tam araç sahipliğinden paylaşımlı kullanıma geçiş, finansal açıdan da tüketici finansmanını yeniden şekillendiriyor. Bireysel taşıt kredilerinin yanı sıra üyelik temelli finansman modelleri öne çıkarken, bu hizmetleri sunan şirketlerin filo finansmanına dayalı ticari araç modelleri de büyüyen bir trend haline geliyor. Önümüzdeki yıllarda otomotiv sektörünün mobilite hizmetleriyle entegrasyonu daha da güçlenirken, otomotiv ve finans sektörlerinin oluşturduğu ekosistem de yeni ürün ve hizmetlerle tüketici ihtiyaçlarına yanıt vererek gelişimini sürdürecek.
Otomotiv ekosisteminde dijitalleşmenin hızlandığını söylüyorsunuz. Bu dönüşüm bankacılık tarafında hangi yetkinlikleri zorunlu kılıyor?
Otomotiv sektöründe marka bazlı finansman ürünlerine olan talep artarken, marka bağlılığı da finansal avantajlar ve sunduğu faydalar etrafında şekilleniyor. Marka ile finans kurumlarının birlikte sunduğu özel finansal ürünler, gelecek neslin odak noktalarından biri haline geliyor. Çevrim içi satın alma sürecinde tüketiciler için en önemli unsur, mevcut seçenekleri değerlendirme ve bulundukları yerden araştırma yapabilmenin sağladığı kolaylık oluyor. Tüketici internette araştırma yapıyor, aracını buluyor, çevrim içi olarak tasarlıyor, çevrim içi taşıt kredisine başvuruyor ve beğendiği otomobili satın alıyor. Ardından aracın kapısına teslim edilmesini ya da bayiden teslim almayı tercih edebiliyor. Tüketici deneyiminin ve satış modelinin önemli ölçüde değiştiği bu yeni dönemde, tüketiciler finansman imkânlarını satın alma kararını verdikleri anda değerlendirip taşıt kredisini anında kullanabiliyor. Bu yeni müşteri yolculuğu artık otomotiv üreticilerinin tamamının gündeminde yer alıyor.
Elektrikli ve bağlantılı araçların kablosuz iletişim sayesinde üretici ve hizmet sağlayıcılarla veri paylaşarak daha güvenli sürüş imkânı sunması bekleniyor. Bu teknolojinin gelişimi, araç performansının uzaktan izlenmesini ve akıllı sürüş destek sistemlerinin güçlenmesini sağlarken gelecekte otonom, yani sürücüsüz kullanımın yaygınlaşmasının da önünü açıyor. Dünya genelinde elektrikli ve bağlantılı araç ekosistemi, kablosuz iletişim altyapısına yapılan yatırımların artmasıyla hızlı bir büyüme gösteriyor. Türkiye’de de bu alanda önemli adımlar atılıyor. Yerli elektrikli araç vizyonu; kullanıcı odaklı, akıllı, empatik, bağlantılı, otonom, paylaşımlı ve elektrikli mobilite yaklaşımı üzerine inşa ediliyor. Bağlantılı, otonom, paylaşımlı ve elektrikli araçları ifade eden “CASE” kavramına; kullanıcı odaklı, akıllı ve empatik boyutlarının eklenmesiyle geliştirilen “USE-CASE Mobility” yaklaşımı, Türkiye’nin mobilite ekosisteminde küresel rekabette güçlü bir konumla ilerlediğini gösteriyor.
Önümüzdeki 2–3 yıl için tüketici finansmanında en çok büyüyecek alan nelerdir?
Tüketicilerin mobilite ihtiyaçlarına paralel olarak araç satın alma taleplerinin ve sürdürülebilirlik bakış açısının arttığını görüyoruz. Buna bağlı olarak kredi kullanım talepleri de satış noktasında sunulan finansman çözümlerine yöneliyor. Finansal ödeme imkânlarına bakıldığında ise dijitalleşmenin etkisiyle mobil kredi taleplerinin önemli ölçüde arttığı görülüyor. Dijital servis kredileri, elektrikli şarj ödemeleri, araç üreticileri tarafından sunulan finans uygulamaları ve araç içi finansal hizmetlerin müşteri bağlılığı çerçevesinde nasıl şekilleneceğine dair farklı yaklaşımlar bulunuyor.
Dijital uygulamaların hızla gelişmesi, açık bankacılık kapsamında kullanıcıların çevrim içi olarak kolayca banka müşterisi olabilmesi ve servis bankacılığı modellerinin markalara son kullanıcıya doğrudan ulaşma imkânı sunması, otomotiv ekosistemini önümüzdeki beş yıl içinde önemli ölçüde yeniden şekillendirecek. Bu dönüşüm, finansman ve mobilite deneyiminin daha entegre, hızlı ve kullanıcı odaklı bir yapıya evrilmesini sağlayacak. Ortaya çıkan bu müşteri bağlılığı, otomotiv sektörü ile bankalar arasındaki iş birliklerini güçlendirirken elektrikli şarj altyapısı sunan şirketlerin de dahil olduğu daha geniş bir ekosistemin oluşmasına zemin hazırlayacak. Bu yapı, müşteri lehine şekillenen ve tercih ile beklentilere göre kişiselleştirilmiş bir değer zincirine dönüşecek. Söz konusu dönüşüm, elektrikli ve bağlantılı araçlarda kullanıcı alışkanlıklarına göre tasarlanmış finansal çözümlerin ve ödeme sistemlerinin gelişmesini de destekliyor. Yakın gelecekte araç içi uygulamalar üzerinden verilen siparişlerin yine araç içinden ödeme ile tamamlanabildiği, mobilitenin finansal deneyimle tamamen entegre olduğu bir dünya artık çok da uzak görünmüyor.
Tüketici finansmanında kişiselleştirme nerede değer üretir, nerede risk doğurur?
Dijitalleşme, kişiselleştirme ve kusursuz bir kullanıcı deneyimi, yeni nesil tüketicinin tercihlerini belirleyen temel unsurlar olacak. Aynı zamanda araç üreticileri, mevcut ve gelecekteki modellerinde telefon uygulamalarıyla entegrasyona öncelik vermek durumunda kalacak. Genç müşterilere hitap edebilmek için araç içi sistemlerde benzer dijital özellikler sunmaya odaklanacaklar. Önümüzdeki dönemde araçların daha otonom ve daha bağlantılı hâle gelmesiyle birlikte kullanıcı deneyimini iyileştirme çalışmaları ve veri gizliliği konuları çok daha kritik bir önem kazanacak. Tüketiciler için bağlantılı araçlar ve markaların araç içinde sunduğu uygulamalar ile dijital hizmetler giderek daha önemli hâle geliyor.
Elektrikli araçlara olan ilgi, özellikle genç nesiller arasında güçlü olmaya devam ederken otomotiv üreticileri menzil kaygısını ve elektrikli araçların geleceğine yönelik endişeleri azaltmak için sürdürülebilirlik çalışmalarını ve altyapı yatırımlarını daha fazla vurguluyor.
2026 yılının geri kalan aylarında öne çıkan otomotiv trendleri, otomobil üreticileri, bayiler ve sektör paydaşları için uzun vadeli büyüme fırsatlarını ortaya koyuyor. Araştırmalara göre tüketicilerin yüzde 68’i test sürüşünü satın alma sürecinin vazgeçilmez bir adımı olarak görüyor. Bu durum fiziksel bayilere çevrim içi kanallara kıyasla önemli bir avantaj sağlıyor. Bu nedenle hem çevrim içi hem de fiziksel satış kanallarının birlikte sunulduğu hibrit satış modellerinin önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaşması bekleniyor.

