BERKAN BAYRAM - TÜRKİYE ELEKTRİKLİ VE HİBRİD ARAÇLAR DERNEĞİ (TEHAD) BAŞKANI
2030'da Her 100 Otomobilden 60'ı Elektrikli Olacak
Türkiye'de elektrikli araçlara olan ilgi tarihi bir eşiği aşarken, Türkiye Elektrikli ve Hibrid Araçlar Derneği (TEHAD) Başkanı Berkan Bayram hem tüketici eğilimlerindeki büyük dönüşümü hem de sektörün önündeki fırsat ve engelleri değerlendiriyor: "Asıl dönüşüm tüketicide başlamalı, altyapı ise bu değişimi destekleyecek hızda gelişmeli."
Türkiye’de elektrikli ve hibrit araçlara yönelik dönüşüm nasıl bir seyir izliyor?
Türkiye’de bu dönüşüm oldukça olumlu bir tablo çiziyor. 2011 yılında yayın hayatına başladığımızda Türkiye’de yalnızca 1 markanın tam elektrikli modeli vardı. Ancak biz o dönemlerde dahi “elektromobilite geleceğimizdir” diyorduk. Bugün geldiğimiz noktada, yerli markaların öncülüğü, uluslararası yatırımlar, satışlardaki ciddi artış ve gelişen şarj altyapısı bu dönüşümün somut göstergeleri oldu. Ancak bu ivmeyi sürdürebilmek için şarj altyapısının daha da yaygınlaştırılması ve tüketiciler için cazip teşviklerin devam etmesi gerekiyor. Bu dönüşüm, hem çevresel hedeflerimize ulaşmamıza hem de küresel otomotiv sektöründe rekabet gücümüzü artırmamıza katkı sağlıyor.
Elektrikli ve hibrit araçların pazardaki mevcut durumu nedir?
Haziran 2025 itibariyle elektrikli ve hibrit araçların toplam pazar payı yüzde 51,6’ya ulaştı. Bu, tarihte ilk kez bu araçların toplam pazarda yüzde 50’yi geçtiği anlamına geliyor. Sadece tam elektrikli otomobil satışları 25 bin 646 adede ulaştı; bu da Türkiye’de satılan her 100 otomobilden 27’sinin elektrikli olduğunu gösteriyor. Özellikle tam elektrikli modeller, yüzde 20’yi aşan farkla dizel ve LPG’li araçları geride bıraktı.
Bu büyümeyi ne tetikledi? Yerli üretimin rolü nedir?
Yerli elektrikli araç yatırımları bu sürecin en önemli itici gücü oldu. TOGG, 2024 boyunca satılan tam elektrikli araçların büyük bir kısmını oluşturarak pazar liderliğini sürdürdü. Öte yandan Hyundai de İzmit fabrikasında 2026 itibarıyla elektrikli araç üretimine başlamayı planlıyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin üretim üssü olma potansiyelini güçlendirirken, aynı zamanda satışlara da ivme kazandıracaktır. Otomotiv meraklısı tüketicilerin de büyük bir değişim içinde olduğunu gözlemliyoruz.
TEHAD olarak bu dönüşüme nasıl katkı sağlıyorsunuz?
Biz uzun yıllardır dönüşümün tüketicide başlaması gerektiğini vurguluyoruz. Çünkü en yenilikçi ürün bile, tüketici hazır değilse geleneksel bir dirençle karşılaşır. 10 yıl önce elektrikli araçlar daha çok çevrecilerin ve teknoloji tutkunlarının ilgi alanındaydı. Menzil endişesi, şarj altyapısı eksikliği ve maliyetler gibi çekinceler öne çıkıyordu. Biz bu algıyı kırmak için çeşitli çalışmalar yürüttük.
Türkiye’nin ilk “elektrikli taşıt teknolojileri eğitim programı”nı başlattık. O dönem YÖK ve MEB müfredatında bu kavramın karşılığı bile yoktu. 6 yıl önce başlattığımız Elektrikli Sürüş Haftası etkinliğiyle tüketicilerin deneyim eksikliğini gidermeyi hedefledik. Bu çalışmalar sayesinde 2021’de yüzde 47 olan elektrikli araçlara sıcak bakanların oranı 2025’te yüzde 56’ya çıktı. Mevcut kullanıcıların yüzde 95’i de bir sonraki araçlarının yine elektrikli olacağını söylüyor. Bu, kullanıcı deneyiminin algıyı ne kadar güçlendirdiğini gösteriyor.
2030 yılına dair öngörüleriniz nedir?
2030’a geldiğimizde Türkiye’de satılan her 100 yeni otomobilin yüzde 60’ının elektrikli olacağını düşünüyorum. Şu anda yollarda 250 binin üzerinde tam elektrikli otomobil var. Bu sayı beş yıl içinde 1 milyonu aşacaktır. Bu da Türkiye’yi küresel pazarda ilk 10 ülke arasına sokabilir.
Segment bazlı değerlendirme yaparsak, hangi araçlar öne çıkacak?
C segmenti elektrikli SUV ve sedanlar pazarda ağırlık kazanacak. Özellikle orta gelir grubuna hitap eden modeller büyümeyi hızlandırır. B segmenti hatchback ve SUV modeller, şehir içi lojistikte ise elektrikli panelvan ve kamyonetler öne çıkacak. Şehir içi toplu taşımada elektrikli otobüslerin kullanımı artacak. Şirket filoları da önemli bir büyüme dinamiği olacak. Kurumsal sürdürülebilirlik hedefleri ve düşük işletme maliyetleri, firmaları bu yönde motive ediyor.
Peki altyapı tarafında ne durumdayız?
Elektrikli araç şarj altyapısında kayda değer bir ilerleme kaydettik. Ancak hâlâ önemli adımlar atmamız gerekiyor. Şarj istasyonları daha çok büyük şehirler ve ana otoyollarda yoğunlaşmış durumda. Kırsal bölgelerde altyapının yaygınlaştırılması önemli. Ayrıca ultra hızlı DC şarj istasyonlarının yaygınlaşması gerekiyor. 180 kW ve üzeri şarj noktalarında artış var ama henüz talebi karşılayacak seviyeye ulaşmadı. Ayrıca, şarj ağı işletmecileri arasında fiyat farklılıkları ve ödeme sistemlerindeki uyumsuzluk kullanıcıları zorlayabiliyor. Bu alanda da standartların belirlenmesi büyük önem taşıyor.
TEHAD olarak bu alandaki çalışmalarınızı nasıl sürdürüyor, sektöre nasıl katkı sunuyorsunuz?
Biz bağımsız bir yapı olarak, farkındalık artırıcı çalışmalar, eğitim programları ve sektörel iş birlikleri ile süreci destekliyoruz. Elektrikli araç teknolojileri alanında nitelikli iş gücünü desteklemek için sertifikalı eğitimler veriyoruz. Şarj sektöründe Türkiye’nin ilk ve tek yapısı olan TEHAD Şarj Komitesi ile operatörler ve diğer paydaşlarla birlikte projeler geliştiriyoruz. Ayrıca uluslararası derneklerle iş birliği yaparak küresel iyi uygulamaları Türkiye’ye taşıyoruz. Amacımız, tüketici ve sektör arasında köprü görevi görerek bu dönüşümü sağlıklı ve sürdürülebilir bir zemine oturtmak.
Yerli üretimin ivmesi, tüketici alışkanlıklarındaki değişim ve gelişen şarj altyapısı, Türkiye'yi elektromobilite alanında bölgesel bir güç haline getiriyor. Ancak sürdürülebilir büyüme için kapsayıcı teşvikler ve standartlaşmış hizmet modelleri büyük önem taşıyor.

