ALİCAN EMİROĞLU - VOLVO CAR TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ
Elektrikli Mobilite, Sadece Bir Geçiş Değil, Tüm Değer Zincirini Kapsayan Bir Dönüşüm Sürecidir
Volvo Car Türkiye Genel Müdürü Alican Emiroğlu, Türkiye'de elektrikli otomobillere olan ilginin güçlü biçimde arttığını, ancak bu dönüşümün sadece ürünle sınırlı olmadığını vurguluyor. Batarya teknolojilerinden satış sonrası hizmetlere, kullanıcı algısından altyapıya kadar birçok başlığın dönüşüm geçirdiğini belirten Emiroğlu'na göre, Türkiye önümüzdeki yıllarda sadece elektrikli otomobil pazarında değil, bu alanda değer üreten bir oyuncu olarak da yükselecek.
Elektrikli otomobiller Türkiye’de nasıl bir ivme kazanıyor? Pazarda son dönemde gözlemlediğiniz en önemli değişim nedir? Türkiye’de elektrikli otomobillere geçişi hızlandıran ya da yavaşlatan temel faktörler sizce nelerdir?
Türkiye’de elektrifikasyon süreci güçlü bir ivme kazandı. Geçtiğimiz yıl toplam pazarda yüzde 7 seviyelerinde olan elektrikli otomobil payı, 2025’in ilk yarısında yüzde 17’yi aştı. Haziran ayında ise bu oran yüzde 27’ye kadar yükseldi. Bu tablo, kullanıcıların elektrikli mobiliteye olan yoğun ilgisini açık biçimde ortaya koyuyor.
Geçişin hızını belirleyen birkaç temel faktör bulunuyor. Şarj altyapısının yaygınlığı ve güvenilirliği bu sürecin en kritik unsurlarından biri. Elektrikli otomobillere sunulan ÖTV avantajı, mevcut haliyle önemli bir teşvik oluşturuyor. Ancak bu teşvikin uzun vadede öngörülebilirliğini koruması, pazardaki istikrar açısından büyük önem taşıyor.
Ayrıca altyapı yatırımları, batarya teknolojilerinde yerli üretim kabiliyeti ve yaygın, yetkin servis ağı gibi unsurlar da dönüşümün hızını doğrudan etkiliyor. Bu faktörlerin birlikte değerlendirilmesi, Türkiye’nin elektrikli araçlara geçiş sürecinde daha sürdürülebilir bir büyüme sağlamasını mümkün kılacaktır.
Elektrikli otomobillere yönelik kamuoyunun algısı sizce son birkaç yılda nasıl değişti?
Elektrikli otomobillere yönelik algı, son birkaç yıla kıyasla çok daha olgun ve rasyonel bir noktaya ulaştı. Önceleri bu araçlar daha çok “niş” bir grubun tercihi gibi görülüyordu. Bugün ise çok daha geniş bir kullanıcı kitlesi elektrikli otomobillere yöneliyor.
Bu dönüşümde menzil ve performans konusundaki gelişmeler kadar, toplumda sürdürülebilirlik bilincinin güçlenmesi de etkili oldu. Artık kullanıcılar yalnızca yakıt tasarrufu için değil; teknolojik bir deneyim yaşamak, sessiz ve konforlu bir sürüşe sahip olmak ve çevreye katkı sağlamak amacıyla da elektrikli otomobil tercih ediyor.
Şarj altyapısının gelişimi sektörün büyümesinde nasıl bir rol oynuyor? Türkiye bu konuda hangi aşamada?
Elektrikli otomobil pazarının büyümesindeki en kritik unsurlardan biri hiç şüphesiz şarj altyapısı. Türkiye bu konuda son iki yılda önemli bir ivme yakaladı. Özellikle kamu teşvikleri ve özel sektör yatırımları sayesinde hızlı şarj istasyonu sayısında anlamlı bir artış gözlemliyoruz.
Ancak elektrikli otomobillerdeki satış hızı düşünüldüğünde yaygın, hızlı ve kullanıcı dostu bir şarj ağı henüz yeterli seviyede değil. Şarj noktalarının planlı yayılımı, entegrasyon kabiliyeti ve güvenilir hizmet kalitesi artırıldıkça, kullanıcıların elektrikli mobiliteye geçişi çok daha hızlı gerçekleşecektir.
Elektrikli otomobillerle birlikte gelen yeni teknolojiler, sektördeki rol dağılımını nasıl etkiliyor? Batarya teknolojilerinde yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Menzil, şarj süresi ve maliyet açısından geldiğimiz nokta nedir?
Günümüzde otomobiller yalnızca bir ulaşım aracı değil; yazılımla tanımlanan, dijital hizmet sunan akıllı platformlara dönüşmüş durumda. Volvo olarak bu dönüşümün ön saflarında yer alıyoruz. OTA (Over-The-Air) güncellemeleri sayesinde kullanıcılarımız, araçlarını servise gitmeden uzaktan güncelleyebiliyor. Volvo Cars mobil uygulamasıyla ise araçlarını her an, her yerden kontrol edebiliyorlar.
Batarya teknolojilerinde son yıllarda büyük bir atılım gerçekleşti. Menziller sürekli artıyor, şarj süreleri önemli ölçüde kısalıyor ve çevresel etkiler en aza indiriliyor. Volvo Cars olarak bu alandaki stratejik ortaklıklarımızı sürdürüyoruz. Global ölçekte Northvolt ile yürüttüğümüz iş birliği, bu yöndeki en önemli adımlardan biri. Geliştirdiğimiz batarya teknolojileriyle sadece performansı değil; sürdürülebilirliği ve kullanıcı deneyimini de iyileştirmeyi hedefliyoruz.
Volvo’nun global ölçekte elektrikliye geçiş vizyonu nedir? Bu süreçte Türkiye’nin konumu ve katkısı ne olacak?
Volvo Cars’ın küresel vizyonu oldukça net: 2030 itibarıyla satışlarımızın yüzde 90’ını şarj edilebilir otomobillerin oluşturması, 2040’ta ise iklim nötr bir değer zincirine ulaşmak hedefleniyor. Bu hedef doğrultusunda Türkiye, hem stratejik önemi hem de büyüme potansiyeliyle öne çıkan bir pazar konumunda. EX30 modelimizin Türkiye’ye özel motor versiyonunun Belçika’da üretime alınması, bu vizyonun somut bir yansıması. Türkiye, yalnızca satış anlamında değil; üretim planlamalarında da öncelikli değerlendirilen ülkeler arasında yer alıyor. Elektrifikasyon yolculuğumuzda Türkiye’nin katkısını güçlü bir şekilde hissetmeye devam ediyoruz.
Elektrikli Volvo modelleri Türkiye’de nasıl karşılandı? Hangi segment öne çıkıyor?
Volvo’nun elektrikli mobiliteye yönelik vizyonu, Türkiye’de karşılığını bulmuş durumda. Özellikle SUV segmentinde kullanıcı ilgisi oldukça yoğun. EX40 ve EC40 modellerimiz, şimdiden geniş bir kullanıcı kitlesine ulaştı. Henüz lansman öncesinde yoğun talep gören EX30 ise bu ilgiyi daha da ileri taşıyor.
Türkiye’ye özel motor seçeneği ve en üst donanım seviyesiyle sunulan EX30, sürüş konforu, teknolojik donanımı ve çevreci yaklaşımıyla farklı ihtiyaçlara aynı anda hitap ediyor. Bu modelin, markamızın premium SUV segmentindeki liderlik hedefini güçlendireceğine inanıyoruz.
Elektrikli mobiliteye özel satış sonrası çözümler nasıl şekilleniyor?
Elektrikli otomobillerle birlikte yalnızca araç teknolojileri değil, servis ve bakım anlayışı da dönüşüm geçiriyor. Bu dönüşümün bir parçası olarak Volvo, satış sonrası hizmetlerini tamamen elektrikli modellere uyumlu hâle getiriyor. Yetkili servis noktalarımızda, yalnızca elektrikli otomobiller için özel olarak eğitilmiş teknisyenler görev alıyor. Bu uzmanlık, hem kullanıcı güvenliği hem de servis kalitesinin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşıyor.
Diğer yandan, yazılım tabanlı hizmetler sayesinde birçok işlem fiziksel servis ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Volvo Cars App üzerinden kullanıcılar; araç durumunu izleyebiliyor, uzaktan iklimlendirme yapabiliyor ya da kapı kilitlerini kontrol edebiliyor. Bu dijital destek, kullanıcı deneyimini daha da ileriye taşıyor. Volvo’nun elektrikliye geçiş yolculuğunda satış sonrası süreçler de aynı vizyonla yeniden tanımlanıyor.
Türkiye’de elektrikli mobilitenin geleceği nasıl şekillenecek? Volvo’nun büyüme stratejisinde hangi başlıklar öne çıkıyor?
Türkiye’de elektrikli otomobil pazarının önümüzdeki beş yıl içinde çok daha yüksek bir penetrasyona ulaşmasını bekliyoruz. Bu ivmenin arkasında, yalnızca ürün seçeneklerinin artması değil; aynı zamanda kullanıcı deneyiminin daha konforlu ve erişilebilir hâle gelmesi de yatıyor. Elektrikli mobilitenin kitleselleşmesi, kamu politikaları ve teşvik sistemleriyle desteklendiğinde daha da hız kazanacaktır.
Volvo Car Türkiye olarak, bu dönüşümde proaktif bir rol üstleniyoruz. Önümüzdeki dönemde stratejik önceliklerimiz; elektrikli ürün gamımızı daha da genişletmek, dijitalleşme odaklı müşteri deneyimi sunmak ve mobilite çözümlerini zenginleştirmek olacak. Amacımız, kullanıcılarımızın yalnızca bir otomobile değil; sürdürülebilir, teknolojik ve bütüncül bir yaşam deneyimine adım atmasını sağlamak. Türkiye, bu yolculukta Volvo’nun bölgesel ölçekte öncelikli büyüme pazarlarından biri olmayı sürdürecek.
Elektrikli otomobiller yalnızca ulaşım anlayışını değil, üretimden satışa, servisten altyapıya kadar tüm otomotiv ekosistemini dönüştürüyor. Türkiye, bu dönüşümde hızla konum alırken; stratejik yatırımlar, kullanıcı deneyimi ve yerli üretim odağında yeni bir mobilite çağını karşılıyor.

